IŞİD Gerçeği ve Bölge Denklemi

7sabah dergisinin yazarımız Ferhat Aktaş’la yaptığı; Irak, IŞİD, Suriye ve bölge denklemli röportajı.

Soru1-IŞİD’in Musul işgali ve Irak’ta nasıl ilerlediğini konuşmadan önce, IŞİD’in nasıl kurulduğunu, hedeflerini ve gelinen noktada konumunu öğrenebilir miyiz?

Ferhat Aktaş: Irak Şam İslam Devleti adıyla tanıdığımız tekfirci örgüt Suriye kriziyle beraber popülarite kazanmış olsa bile kuruluş süreci bugün tekrardan gündeme geldiği Irak’ta 2003 savaşına uzanıyor. Faşist diktatör Saddam Hüseyin’i yıllarca bölgede halklara karşı kullanan emperyalist batı devletleri kendi suç ortaklıklarının üzerini kapatmak ve ülkeyi yeniden dizayn etmek için uluslar arası operasyonun startını vererek halk desteğini büyük ölçüde yitirmiş, en yakınındaki yönetici elitlerin bile yalnız bıraktığı Saddam Hüseyin’i zora dayalı yöntemle iktidardan uzaklaştırıp tasfiye etti. ABD’nin başını çektiği işgal kuvvetleri ciddi bir karşı dirençle karşılaşmadan Bağdat’a girmişti. Saddam döneminde ağır baskı koşulları altında yaşayan ülke bileşkesi farklı etnik ve inançsal kimliklere sahip Iraklılar ehveni şer bir anlayışı benimseyerek oluşan fiili duruma göre pozisyon takınarak nüfuzları oranında ülkenin yeniden inşası sürecinde daha fazla rol oynamaya başladı. Özellikle Şii Iraklılar ve Kürtler kendi politik araçlarını geliştirerek 2003 sonrası değişen dengelere uyumlu hareket ederek daha fazla söz sahibi oldukları aktif siyaset yürütme başarısı gösterdi. Şii dinamikler hem tarihsel arka plan anlamında hem de demografik yapının lehlerine olmasıyla Irak siyasetinin yeni kurucu aktörü olarak öne çıktı ve bu durum bugüne kadar periyodik olarak tekrarlanan seçimlerle meşruiyet kazanarak devam etti. Irak’taki Şii politik dinamikleri ABD işgaline sessiz kalmakla suçlayanlar bana göre ezbere konuşuyor. Sadece Şii Iraklılar değil ülkenin tüm dinamikleri 2003 yılında aynı tutumu takındı. Yani ehveni şer bir anlayışa tekabül eden yaklaşımı esas aldı. Ancak Şiiler ne o gün ne de bugün işgale-işgalci kuvvetlere payanda olmadı, reel politik denklemi doğru okuyarak yapmaları gereken şeyi yani kendi ajandalarını işletti.

Irak siyasasının karmaşık süreçlerinin değerlendirmesine burada nokta koyarak sorunuz ekseninde tekfirci terörün etkin aracı IŞİD’in kuruluş sürecine kronolojik olarak kısaca değineyim.

IŞİD, Arap monarşik rejimleri ile Vahhabi şeyhlerden destek alan, fanatik ölçüde mezhebi dil kullanarak taraftar toplayan askeri-politik bir yapılanma. Zaten son Musul merkezli saldırıda bu dil ve sloganik yaklaşımları yoğunlukla kullandıklarına tüm kamuoyu şahit oldu. Tabiî ki örgütün Suriye pratiğini yakından takip eden bizler açısından kullandıkları baskın dil şaşırtıcı değil. Yani, örgüt varlığını Şii-Alevi-Hiristiyan düşmanlığına eşitleyen bir çizgi üzerinden sürdürüyor. IŞİD,  Selefi tekfiri çizgiye tabi olmayan herkesi yok etmeye kurgulanmış saplantılı fanatizmin İslam coğrafyasına uyarlanmış halidir. Oluşum süreci daha karmaşık güç ilişkileri ve istihbarati kanalların eseri. Irak işgalinden sonra Sünni nüfusun yoğun yaşadığı Diyala, Anbar, Felluce gibi bölgelerde  ‘’Cemaat el-Tevhid vel-Cihad” adıyla harekete geçen örgüt El Kaide’nin cihadi çizgisini esas alarak faaliyetlerine başladı.  Kuruluşundan başlamak üzere işgalci devletlerle savaşmak yerine düzenlediği çok sayıda terör eylemiyle Irak halkına ve politik aktörlerine saldırdı. Örgütün bilinen ilk lideri Bin Ladin’le birlikte Afganistan’da bulunmuş Ürdün uyruklu Ebu Musab Zerkavi’dir. Zerkavi’nin 2006 yılında tasfiyesi sonrasında sırasıyla Ebu Eyüp Masri, Ömer el- Rashid Bağdadi liderlik yaptı. Bu isimlerde öldürüldü. 2010 yılından günümüze Iraklı Ebu Bekir Bağdadi örgütün liderliği sürdürüyor.  Yine bilinmesi açısından hatırlatmakta fayda var; örgüt değişken süreçlere göre farklı isimler alan yapısal bir karaktere büründü.  Bu değişkenlik ağırlıkla güdümünde oldukları devletlerin ona biçtiği rolle alakalı gerçekleşti. Örgüt, 2006’da “Irak İslam Devleti” olarak adını duyurdu, Suriye sahasına girişle birlikte 2013’te şimdiki ismi olan “Irak ve Şam İslam Devleti” adını kullanmaya başladı.

Programatik hedefi adından anlaşıldığı üzere Şam diyarında, Arap coğrafyası üzerinde birleşik İslam devlesi kurmak. Pan-İslamist çizgisiyle Kuran’ı ve dinsel kaideleri manipülatif tarzda yorumlayarak tek mezhebe dayalı bir yönetim modeli öngörüyor. Kâğıt üzerinde amaç-hedef ilişkisi böyle ifade edilse de örgütün sistematiği kurumsal teorik düzleme dayalı şekillenmiyor. Sahada gördüğümüz IŞİD iradesi güdümünde olduğu devletlerin istihbarat örgütlerinin elinde, kriminal ihtiyaçların ürünü olarak tahkim edilen işbirlikçi hüviyetiyle kendinden söz ettiriyor. Aslında İslami tandaslı hareketler içinde bugüne kadar kaotik yapısı ve düşünsel sefaletiyle uyguladığı şiddetten bağımsız ayrıcalıklı yönü olduğunu vurgulamak durumundayım. Tutarlı görüşü olmayan, İslami değerlere tezat yönelimlerle mevcudiyetini sürdüren, kirli ve karanlık odakların çıkarlarını gözeterek vahşeti koşullayan kontra bir örgüt IŞİD. Emperyalist ve Siyonist savaş merkezlerinin İslam coğrafyasını böl-parçala-yönet stratejisinin Truva atı bir diğer adıyla İslam adına İslami kimlikli halka karşı yürütülen operasyonel projenin tetiği çeken elidir. Şimdi gerek Suriye’de, gerek Irak’ta gördüğü dış destek sayesinde birçok cephede pratik mevzi kazanan, binlerle ölçülen çokuluslu aktif militana sahip ciddi bir güç olarak dikkat çekiyor.

Soru2-Suriye’de sürdürülen vekâlet savaşıyla birlikte ciddi manada palazlanarak büyüdü. Arkasındaki güç ve milisleri kimlerden oluşuyor?

Emperyalist devletlerin ve bölgedeki işbirlikçilerinin Suriye’yi içeriden çözme, yönetimini teslim alma projesi Mart 2011 tarihli kalkışmayla fiili olarak başlamış, şantaj ve tehdit yollu dayatmalarla Beşar Esad’ın başında bulunduğu Şam yönetimine geri adım attıramayan devletler uluslar arası konsensüs halinde Suriye’ye yüklendi. Halkı yönetime karşı ayaklandırma oyunları tutmayınca daha doğrusu Suriye halkı dış destekli sözde muhalefete prim vermeyince el Kaide tarzını esas alan çokuluslu cihadist çete kombinasyonları ülkeye çeşitli vasıtalarla sokuldu. Sizinde sorunuzda belirttiğiniz gibi Libya modeli daha yolun başında çökünce bu sefer vekâlet savaşına ağırlık verildi. Vekâlet savaşının dayandığı reel politik mantık halka karşı savaştır.  Yıkım ve olabildiğince ülkenin dinamiklerini zayıf düşürmektir.  Bunun içinde kullanılmaya en müsait tetikçi tekfirci paramiliter çetelerdir. İşte IŞİD, el Nusra, İslami Cephe vb. vekil güçler olarak antiemperyalist Suriye yönetimine ve direnen halka karşı sahaya sürülen somut örgütsel araçlardır.

Suriye krizinin patlak vermesiyle bir müddet Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)  bağlaşığı altında Suriye giren tekfirci militanlar zamanla kendi örgütsel isimlerini kullanmaya başladı. IŞİD, El Nusra, Ahrar Şam, Cund el Şam selefist tekfirci çizginin Suriye’deki somut adresleri oldu.  Neden önlerinin açıldığının cevabı gayet net; çok rahat manipüle edilebilen, pratik savaş deneyimi diğer silahlı paramiliter çetelere oranla daha dinamik olan IŞİD ve el Nusra türü örgütlerle ancak vekâlet savaşını sürdürebilirlerdi. IŞİD’in Suriye’de militan bileşkesi anlamında iki temel ayağı bulunuyor. Biri Irak ve komşu Arap ülkelerinden örgüte katılan tekfirci militanlar diğeri ise muhacir (göçmen) savaşçı olarak tanımlanan ağırlıkla Kafkasya, Türkiye ve Avrupa ülkelerinden gelen militanlar.  Güncelde Irak Musul’dan yansıyan görüntü ve gelen bilgilere bakıldığında Irak’taki saldırıya muhacir militanların aktif katılım sağladığı anlaşılıyor.

IŞİD’in AKP hükümeti ve Körfez monarşik rejimlerinden aldığı açık-örtülü destek bugün üzerinde durulan, tartışılan bir konu haline geldi. Hakeza Türkiye’deki tartışmalar halen ana ekseni ıskalayan, hükümetin negatif rolünü görmezden gelen güdük bir zeminde ilerliyor lakin dünya kamuoyu IŞİD faktörünü tahlil ederken Türkiye hükümetinin oynadığı role dikkat çekiyor.

Türkiye sınırından geçişlerle özellikle Rakka ilinde üstlenen IŞİD’e düzenli militan katılımı Türkiye üzerinden gerçekleşiyor. Yakın dönem öncesine kadar Şam’a yürüyen mücahitler olarak görülen ve Türkiye’nin yeni Osmanlıcı yayılmacılık temelinde kullandığı IŞİD’in aynı oranda ikinci destek kapısı Irak sınırıdır. Örgüt, militan akışını ve silah-lojistik ihtiyaçlarını hizmet ettiği devletlerin gönderdiği TIR filolarıyla karşılıyor. Yine Suriye ve Irak’ta askeri tesislere yaptığı saldırılar neticesinde ele geçirdiği askeri malzemeleri kendi depolarına taşıyor. Diyebilirim ki benzerlerine kıyasla olanakları en fazla olan, lojistik destek kanalları açık tutulan, sürekli şiddeti tırmandırma temelinde tahkim edilen bir örgüt gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Soru3-Türkiye dahil bölge ülkeleri tarafından da her türlü yardımların sağlandığı iddia ediliyor, siz buna katılıyor musunuz?

Evet, başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar tarafından IŞİD’e dolayısıyla tekfirci hareketlere sağlanan imkân ve olanaklar gizlenemez bir vaziyet aldı. Türkiye MİT üzerinden örgütün faal gücü muhacir militanların koordine edildiği, IŞİD’in komuta kademesinde yer alan bir dizi unsurun Türk istihbaratıyla ilişkili olduğu bölgeyi yakinen takip eden enformatik kanallar tarafından sıklıkla dillendirilen bir husus. Fakat Türkiye’de medya sansür politikası gereği bu yönlü iddia ve tartışmaları gündeme getirmiyor.  Kendilerinin bile inanmadığı kurgusal yalanı IŞİD’in arkasında Suriye yönetimi ve İran İslam Cumhuriyeti var saçmalığını empoze etmekle meşguller. Mesela IŞİD’in tuttuğu sınır kapılarından Türkiye’den giden ve denetlenemeyen TIR’lar iddia edilen grifit ilişkiye bir örnektir. Yine, bizimde haberlerimize konu ettiğimiz Türk vatandaşı militanların Suriye’ye giriş-çıkış yoğunluğu, Türkiye’de hukuki-idari bir engelle karşılaşmadan rahatça hareket etmeleri dikkat çekicidir. IŞİD’in Çeçen uyruklu militanlarının ekseriyetle İstanbul’da ikamet etmeleri, ailelerinin hâlihazırda burada ikamet etmeyi sürdürmesi bir örnektir. Suriye’de çatışmalarda yaralanan örgüt üyelerinin Türkiye’deki hastanelerde tedavi edilmesi, Suriye’nin değişik bölgelerinde örgüte yönelik operasyonlarda ele geçirilen araç-gereçlerin, tıbbi ve gıda malzemelerinin Türk firmalarının etiketini taşıması bu ilişkiyi somutlaştıran önemli ayrıntılardır. Ben bugün iç kamuoyundan gizlenen bu terör irtibatlı ilişkinin ileride daha geniş kesimler tarafından görüleceğini, bununda siyaseten dengeleri değiştirecek gelişmelere kapı aralayacağını düşünüyorum.

Soru4-Suriye’de ciddi bir gücü olan bir diğer örgüt Nusra Cephesi olduğu biliniyor. Bu iki örgüt arasında her türlü kirli ittifak söz konusuyken, ne oldu da bir anda bir birilerine düştüler?

IŞİD ve el Nusra ikiz kardeştir. Aynı anlayışın parçası, aynı kirli saldırganlıktan beslenen şebekelerdir. Mitolojik öykülerde karikatürize edilen tek gövdeli çift başlı canavarda diyebiliriz bunlara. Lakin çift başlılık süreç içinde ortak gövdeyi kötürüm hale getirdi. Çürüyen gövde aralarındaki geçimsizliği birbirlerine neşter vurdukları kanlı husumete dönüştürdü. Aslında bizim öncesinden gördüğümüz ve yaptığımız analizlerle ısrarla dikkat çektiğimiz olası iç hesaplaşma durumu Suriye denkleminde beklenenden de önce vücut buldu. Kanlı hesaplaşmanın görünen yüzü bağlaşığı oldukları El Kaide’nin lideri Aymen el Zevahiri’nin otoriter yaklaşımla el Nusra lideri Ebu Muhammad al-Jawlani ile IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi arasındaki ihtiraslara, pastadan pay kapma rekabetine ürettiği çözümün taraflardan IŞİD’in kabul etmemesiyle derinleşmiş ve çıkmaza giren rekabet hali çatışmayı körüklemişti. Zevahiri IŞİD’e Irak’a dön çağrısı yapmış, el Nusra’yı Suriye’deki kolları olarak tanımlamıştı. Bu görünen yüzde IŞİD’in el Nusra hakkında ifade ettiği onu biz kurduk mealindeki çıkarsama derin istihbarati bağları bir an için ötelediğimizde doğrudur. IİD Suriye sahasında varlık göstermeye başladığında el Nusra adını alan örgütün unsurları Irak İslam Devleti (IİD) bünyesinde hareket ediyordu. Sonrasında Bağdadi’nin el Nusra’nın katılımıyla IŞİD olduk açıklaması ipleri koparan sürecin başlangıcı oldu. Ardından birbirlerini tekfir etmeye başladılar. Meselenin diğer yüzü daha karanlık hesapların ürünüdür. Burada da hangi El Kaide sorunsalı belirleyici oldu. Her iki örgütü himaye eden devletler ve o devletlerin istihbarat teşkilatları var. Hepsinin kendine göre Suriye ve bölge politikası, çokuluslu cihadist teröre biçtiği misyon var. IŞİD ile el Nusra’yı aynı genetik kodlara sahip olmalarına rağmen kanlı bıçaklı yapan faktörlerin başında kendi El Kaidesini yaratan devletlerin rol kapma, konumunu büyütme, projenin gelişim diyalektiğine göre bir tarafa meyletme eğilimleri geliyor. Yine sahada neredeyse rakipsiz duruma gelen iki örgütün oldukça sorunlu Suriye muhalefeti olgusunun olmayan meşruluğunu içinden çıkılmaz hale sokması da kanlı hesaplaşmaya zemin sundu. Haksız savaşı tırmandıran egemen güçler tekfirci hareketin güçlendiği şiddet sarmalını örselerde sonuçta Suriye’de başarılı olamadılar. Direnen Suriye yönetimi ve dostları süren savaşın kazanan tarafını temsil ediyor. Zaten Suriye yenilgisinin bir sonucu olarak Irak özgüllü konsept devre girdi. Suriye’de kaybedenler Irak’ı karıştırarak kayıplarını telafi etmeye soyundu.

Soru5-Suriye’de işler tam yoluna girdiği bir anda IŞİD Irak’a yöneldi ve bir anda dünyanın gündemine bomba etkisi yaratan Musul işgali gerçekleşti. Devamında diğer yerleşim merkezleri düştü. İŞİD’in bu hareketini nasıl okumak gerekiyor?

IŞİD’in Irak merkezli yapılanmasıyla bölgeye sirayet etmesi şaşırtıcı değil. Anladığımız kadarıyla Musul ve çevresinde yaşanan güvenlik zafiyeti, ordudaki lokal çözülmeler ve bazı aşiretlerin saf değiştirmesi bu krizi bir anda uluslar arası boyuta taşıyan gelişmeleri tetikledi. Irak’taki mezhebi ve ulusal dinamikler arasında çözümlenemeyen siyasal-ekonomik sorunlarında Musul krizindeki payı yadsınamaz. IŞİD bölgedeki hassas denklemi görmüş ve bir anlamda boşluğa oynayarak saldırıya geçmiştir. Ancak bu konuda da bilgi kirliliği yaratılıyor. Sanki tek başına IŞİD saldırıyor algısı yaratıldı. Oysa IŞİD askeri anlamda caydırıcı güç olarak öne çıksa da sahada çoğunluğa tekabül etmiyor. Eski rejim artığı çeteler, pragmatik Sünni tandanslı dar çıkar grupları, Nakşibendi paramiliter güçlerin ortaklaştığı bir cephe hattı var. Katliam zanlısı kaçak Irak Cumhurbaşkanı eski Yardımcısı Tarık Haşimi’nin dikkat çeken açıklamaları ve saldırıya iştirak eden çetelerin sorumlularıyla MİT’in organize ettiği İstanbul merkezli toplantılar gerçekleştirdiği alternatif haber kaynaklarından yansıyan önemli iddialar olarak göze çarpıyor. Musul’un kısa süre içinde düşmesi hemen ardından bir dizi şehrinde çatışmaların hız kazanması ve tekfirci teröristlerin kimi yerel aşiretlerden aldıkları aleni destek göz önünde bulundurulduğunda çatışmalı sürecin kısa sürede sonlanmayacağı görülüyor. Enformatik kanallar üzerinden empoze edilen ‘IŞİD Bağdat’a ilerliyor’ başlıklı haberlerin uydurma olduğunu, Başkent’e sirayet etme koşullarının olmadığını belirtmeliyim. Çatışmalar Irak seçimlerinden bekledikleri sonucu elde edemeyen, merkezi yönetime karşı hasmane tutum sergileyen aşiretlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde yoğunlaşacak, Irak yönetiminden ciddi tavizler koparma olmadı ülkeyi parçalayıp Irak’ın orta bölgelerinden Suriye’nin kuzeyine doğru bir Vahhabistan ilan etme gayreti sergilenecek. Kabul etmeliyiz ki; Irak ordusunun Musul örneğinde yaşadığı çözülme yapısal handikaplarının doğal sonucudur. İlk günlerdeki çözülme hali ve panik havasının yavaş yavaş yerini karşı operasyon yoğunluğuna bıraktığına şahit oluyoruz. Irak hükümeti orduyu yeniden düzenleyerek ve yönetime bağlı halk dinamiklerinden oluşturacağı vatan savunma birlikleriyle süreci lehine çevirecektir. Bu noktada Başbakan Nuri el Maliki’ye büyük görevler düşüyor. Seçim zaferini şimdi sahada tekfirci, dış destekli teröre karşı pratik savaşın liderliğiyle taçlandırırsa ülkenin selameti açısından misyonunu yerine getirmiş olacaktır. Teröre karşı uzlaşmaz mücadele kararlılığı aynı zamanda ülkenin bileşkesi topluluklarla istişare yoğunluğu izlenmesi gereken yol budur.

Soru6-IŞİD’in Musul’da herhangi bir direnişle karşılaşmaması, Irak askerlerinin silahlarını teslim etmesi en çok konuşulan konulardan bir tanesidir, sizce içerden bir ihanet söz konusu olabilir mi?

IŞİD ve eski rejim artığı güçlerin Musul’daki kontrolü ele geçirmeleri ciddi dirençle karşılaşmamalarının neticesinde vuku buldu. Ordunun yaşadığı çözülme, bölgede idari yöneticilerin bir bölümünün direnmeyin talimatı vermesi ortada somut ihanet olduğunun özetidir.  Musul Valisi Esil Nuceyfi’nin kendi başına buyruk hareket ettiği, direk olmasa bile pratik gelişmelerin gösterdiği üzere işgalci çetelere göz yumduğu söylenebilir. Elbette Irak resmi makamları Musul’un düşmesinde sorumluluk taşıyan kişilerle ilgili gerekli soruşturmayı yürütüyordur şu koşullarda bizim isim bazlı suçlama getirmemiz yanıltıcı olabilir. Ancak ihanet eden yetkililer mutlak suretle cezalandırılmalı, hükümet caydırıcı önlemler almalıdır. Bölgeden yansıyan son bilgilere göre yaşanan dağınıklığı aşma iradesi gösteren Irak hükümeti, direniş güçleri bölgeye dönük kontrol alanlarını her geçen saat genişletiyor. Irak ordusu ve vatansever direniş güçleri zaman alacağı anlaşılan operasyonlarla tabloyu tersine çevirecektir kanaatindeyim. Tıpkı Suriye krizinde örneğine rastladığımız şekilde sahadaki çatışmaların yoğunluk derecesinden ziyade enformatik psikolojik harp’a ağırlık verildi. İşte, ülkedeki dini ve siyasi otoritelerin halka yaptığı ‘silahlanın, orduya katılın’ çağrısının yansımaları ortada. Muazzam bir katılım gerçekleşiyor. Irak halkı Şia-Sünni-Hıristiyan yekvücut duruş sergilemeye başladı. Iraklılar tekfirci terörle mücadele ederek vatan savunmasının saflarını her geçen gün büyütecek ve galip gelecektir. Yani, hükümet ülkenin iç dinamiklerine yaslanıp zaferin yolunu açabilir.  Irak hükümeti kimi dengelere göre ikircikli siyaset yürütme tarzını aşmalı, bölgesel direniş ekseniyle mevcudiyetini güçlendirmelidir.

Soru7-Bir diğer önemli konu ise, peşmerge güçleriyle ilgili. Bu operasyonda Kürtlerin pozisyonu nedir?

Kürt politik güçlerin tavrı ilk günden beri sorunu kendi dışında gören, oluşan fiili durumdan faydalanma temelinde pratiklere konu ettikleri yaklaşımla karşılık buluyor. KDP-Mesud Barzani liderliği bölgesel Kürt yönetiminin kontrolü altındaki yerlere dönük saldırı olmadığı için sorun yaşamıyor. Onlar tartışmalı bölgelere nüfuz etmekle meşgul diyebiliriz. Birde o cenahın okumalarına göz gezdirdiğimizde Irak’ın mezhebi temelde iç kargaşaya sürüklenmesine fayda-zarar ilişkisi üzerinden bakıyor, dar bölgeci-kavmiyetçi anlayışla süreci ‘tarihi fırsat’ olarak görüyorlar. Musul’daki bürolarını kapatmaları, az sayıdaki peşmergeyi diğer bölgelerden gelen güçlerle Kerkük’e konumlandırmaları çizdikleri doğal sınırı özetliyor. Zaten, Neçirvan Barzani yaptığı açıklamayla ‘Irak ordusunun Musul’a dönük operasyonuna katılmayacaklarını’ beyan etti. Pek dillendirilmiyor ama sahadaki Nakşibendi unsurların KDP liderliğiyle son saldırganlıktan bağımsız olarak yakınlık ilişkisi göz ardı edilmemeli. Kürt politik unsurlarının tamamı olmasa bile bir bölümünün şişirilen mezhebi tabloya göre davranış eğilimi gösterdiği anlaşılıyor. Irak özgülünde Kürt politik hareketlerinin tekfirci terör kendi bölgelerine yönelmediği takdirde ‘bekle-gör’ tavrı sergileyeceklerini düşünüyorum.

Soru8-işgal ile birlikte Türkiye-IŞİD ilişkileri de konuşulmaya başlandı. 3 yıllık Suriye’ye yönelik yapılan vekalet savaşında sıkı ilişkileri olan, hatta Süleyman Şah türbesi ve Türkiye’ye füze atma ile ilgili ses kayıtları ortaya çıktı. Türkiye-IŞİD bu kadar iç içeyken, Musul’da Türkiye konsolosluğu işgal edildi ve Çalışanlar rehin alındı. Bu süreci ve ortaya çıkan sonucu nasıl değerlendirebilirsiniz?

IŞİD’in Türkiye’nin Musul konsolosluk binasındaki görevli personeli rehin alması ve bilinmeyen bir yere götürmesi bana danışıklı dövüş gibi geliyor. Madem IŞİD bu derece Türkiye düşmanı pratik vaziyet aldı öyleyse muhacir IŞİD’lilere Türkiye’de sağlanan olanakları masaya yatırmak gerekir. Burada bir parantez açarsam; IŞİD’in MİT’in kontrolü dışındaki parçası Türkiye’yi cephe sahası olarak görüyor ve Tağut rejim şeklinde tanımlıyor. Konsolosluk meselesine dönersem doğallığında sorarlar AKP hükümetine; IŞİD’le bağlantılı militanların ve komuta kademesindeki bir dizi cihadist unsurun Suriye geçmeden önce uzun yıllar başta İstanbul olmak üzere Türkiye şehirlerinde yaşaması ve halen ailelerinin burada bulunmasını bugünkü gelişmeye göre nasıl açıklayacak? Besledikleri tekfirci hareket bugün bumeranga dönüp bunları vuruyorsa sorumlusu AKP hükümetinin kendisidir. Yanlış Suriye ve bölge politikasının bir sonucudur. Rehin alınan personelle ilgili söyleyeceğim kısaca bunlardır. IŞİD yaptığı açıklamayla Musul ve çevresinde tek hedefimiz Şiiler diyerek hedefini mezhebi sınırlar içinde tutacağını salık veriyor bu anlamda da konsolosluk çalışanlarını süren görüşmeler neticesinde Türk İstihbarat birimlerine uygun bir alanda teslim edeceğini düşünüyorum.

Soru9-Irak’a yönelik bu küresel terör saldırısı bölgeyi nasıl etkiler?

Irak’ı tekfirci terörün yeni sıçrama alanı haline getirme projesinin yaratacağı sorunları çözmek zaman alacak fakat ben sorunun ortak akıl etrafında halledileceği kanısındayım. Irak, Suriye ve Türkiye’de el Kaide tarafgirliği yapan bağnaz kesim ve bu kesimlerin sözcülüğünü yapan politik aktörler boşuna heves etmesinler diyorum. Girişilen son çakma cihadın neticesi bugünden apaçık görüldüğü gibi hüsrandır. Mağlubu belli bol reklamlı çırpınış tekfiri harekete bel bağlayanlara faydadan ziyade misliyle zarar olarak dönecek. Ortadoğu’nun göbeğine hançer misali Vahhâbîstan kurma hayali kanlı kıyımlara konu edilse bile direnen ve ortak akıl yürüten bölgesel dinamikler kati suretle buna izin vermeyecek. Ayrıca Katil ile maktulün ilişkisini anımsatan kriminal bir vaka gibi görünse de saldırgan cenahın kullandığı baskın Sünni jargonlu dil, işlenen toplu katliamları mezhepçi karaktere büründürme gayreti ve terör eylemleriyle hedef alınan Şii, Alevi kimlikli kesimler olması ister istemez savunma duygusunu perçinliyor ve bu bana göre negatif bir eğilim değildir. Irak somutunda gördüğümüz tablo önü alınamadığı takdirde ülkeyi boydan boya yakacak yangına işaret ediyor bu yangın Irakla sınırlı kalmaz bölgeyi kasıp kavuran felakete kapı aralar. Iraklı Şii- Alevi halkın başta ülkelerine dönük cihadist teröre karşı vatan savunmasının saflarını güçlendirmeleri nasıl önemliyse Necef ve Kerbela eksenli askeri-inançsal koruma kalkanı oluşturmaları bir o kadar önemli. Sünniliği karikatürize edip Müslümanlık dairesi içinde ve dışındaki farklı aidiyetlere yaşam alanı bırakmamaya kurgulanmış egemen Sünni bloklaşma bölgenin bugünü ve yarını açısından jenosidi koşullayan fanatizmle yoğrulurken Şii, Alevi, Hıristiyan, seküler-farklılıklara saygılı Sünni dinamikler ‘ortak akıl’ etrafında buluşmalı bu vebayı durdurmalı. Yine görüldüğü üzere ülkemizde bir takım yandaş kalemşorların tekfirci katliam şebekelerini gözeten dil kullanarak onları ‘Sünni devrimciler’ olarak lanse etmesi aslında egemen Sünni İslam (Türk tipi İslamcılık) dairesi içinde kendini tanımlayan geniş kesimlerin bakış açısıyla uyumludur. Tekfirci terörizme sempati duyan, pratiklerine övgüler dizen küçümsenemez kalabalıklar olduğunu biliyoruz. Irak’ın mezhebi angajmanlı fitneye düşmeden vereceği mücadele aynı anlamda hakikati anlatma mücadelesi olacaktır.

Soru10-İran’ın konumu ne olacak, nasıl bir tutum sergileyecek sizce?

İran bölgesel anlamda körfez monarşisinin kirli planlarını bozan, yürüttüğü başarılı aktif dış siyasetle denge kurabilen bir devlet. İran yönetimine beslenen kin ve nefretin gerisinde bu monarşik yapıların ona bakarken kendi tükenişlerini görmeleri gerçeği yatıyor. Anti-Şiilik ekseninde kurgulanan baskın dil teorik düzlemde İran’ın güçlülüğünü yansıtıyor. Tarafların kullandığı argümanlar konumlarını da özetliyor. İran bölgesel direniş ekseninin karargâhıdır. Bu nedenle sahada süren çatışmalı durum İran’ı kuşatma, etki alanını daraltma ve uzun vadede teslim alma amacı taşıyor. Lakin İran bu siyasaya alışık ve doğru zamanda doğru hamleler yaparak hesapları bozabiliyor. Irak’taki gelişmelerde İran’a yaklaşımla ilintilidir. İran’ın politik ağırlığını zayıflatma gayesi taşıyor. İki ülkenin ilişkisi tekfirci terörle bozulacak türden kırılgan değil bu nedenle İran kendisinden beklenen faal duruşunu konuşturacak, Irak hükümetinin yanında duracaktır.

Soru11-Bütün bu olup bitenleri analiz edersek, sonucun nereye varacağı konusunda bir fikir yürütebilir miyiz?

Bazı kesimler örneklerine Türkiye’de rastlıyoruz Irak merkezli son gelişmeyi değerlendirirken kartlar yeniden karılacak, Suriye sorunu Şam yönetiminin aleyhine gelişmelere yol açacak, Irak yıkım yaşayacak ve İran kuşatılacak gibi akla mantığa uymayan komplo teorileri sıralıyor. Peşinen söylemeliyim bunların öngördüğü hiçbir şey gerçekleşmeyecek. Öncelikle Suriye siyasasına değinirsek askeri zaferin ardından gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçiminde geçerli oyların %88.70’i alan Beşar Esad önemli bir halk desteğiyle tartışmasız liderliğini yeniden tesis etti. Suriye halkı uluslar arası baskılara, tekfirci terörü kışkırtan yaklaşımlara prim vermedi ve Beşar Esad’ın etrafında kenetlenerek vatan savunması çizgisinde net duruşunu tüm dünyaya gösterdi. Suriye’deki selefi-paramiliter çetelere hamilik yapan devletlerin seçim sonuçlarını tanımama tavrı mevcut realitenin üzerini örtemez. Herkes şunu gördü; Beşar Esad ve direnen Suriye yönetiminin 3 yıllık çatışmalı süreç içinde gücü halk nezdinde daha da büyümüş, yönetime mesafeli kesimler bile bu sancılı süreçte Suriye ordusunun yanında saf tutmuştur. Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri bu tablonun dolaysız, halk iradesiyle ilanıdır. Ve mutlaka sahada dengeleri değiştiren somut karşılığı olacaktır. IŞİD, El Nusra, İslami Cephe türü çokuluslu terör er ya da geç Şam diyarından sökülüp atılacaktır. Seçim başarısı bu gerçeği bir kez daha herkese gösterdi. Irak yönetimi de röportaj boyunca ifade ettiğimiz eksende net, ilkeli ve halk dinamikleriyle bütünleşen bir çizgide yürürse amaçlanan yıkımı durdurabilir. Irak’ın mezhebi fitneye düşmeden, güvenlik angajmanlı önlemleri sıklaştıran ve diyalog yöntemini bir an için bırakmadan sürdüreceği mücadele zamanla başarıyı doğuracaktır.

Soru12-son olarak eklemek istediğiniz, bizim de atlattığımız ve cevaplandırılması gereken bir soru var mı?

Yıllardır bölgeyle ilgili yaptığımız okumalarda hep şu gerçeği gördük; direnen kazanır ve son sözü direnenler söyler. Filistin, Lübnan, Suriye ve Irak’ta emperyalizme, siyonizme ve monarşik petro-dolar rejimlerine karşı hak olan yol direnişten geçer. Direniş ekseninin parçası olan her dinamik bu ulvi mücadelenin zaferini sembolize ediyor.  7sabah vasıtasıyla safını direnişten yana belirleyenlere selam ve saygılarımı gönderiyorum. Bana vakit ayırıp düşüncelerimi paylaşmama vesile olduğunuz için teşekkür ederim. İyi çalışmalar!

(Fehmi Kızılkaya-7sabah)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.