2018 Muharrem Ayı Yası Matemi

2018 Muharrem Yası Matemi (Orucu)  26 Şubat 15 Mart tarihleri arasında tutuldu. Öncelikle Ehlibeyte gönül veren ve yasını tutan tüm insanların ibadetlerini, Hak Muhammet Ali kabul etsin.

Muharrem Orucu diye ifade edilen hakikâtte Hz.İmam Üseyin’in Yas-ı Matemidir. Hz.Üseyin’ in davası, Hz.Üseyin daha dünyaya gelmeden önce dedesi Hz.Muhammet Mustafa tarafından Hz.Ali’nin doğumunda Gülbenk duası ile bildirildi. Hz.Üseyin’in varlığı, makamı çok yücedir. Onun için yas-ı matemi de çok önemlidir.

Dedesi koynunda uyur Üseyin
Hak yoluna kestim yavrum bebeğim
Yasını tutmayana kulum mu derim
Huzuruma gelir mahrum ederim.

Nefes: Hz.Muhammed Mustafa
Bildiren : Pir Zöhre Ana

Muharrem Yası , Emevi anlayışının yakamızı hiç bırakmayan izlerini de hatırlamamıza neden olmakta.Kerbela’da akan kan Hz.Üseyin’in ve Ehlibeyt’inin mübarek kanı. İslam olduğunu söyleyip Muharrem Yasını yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlayış aynı zamanda peygamber yolunda olduğunu ifade etmekte ama Kerbela, İmam Üseyin, Yas gibi değerleri duyduğunda bu gerçekleri yok saymakta,inkar etmektedir !..

Kendilerine ve ailelerine reva görmedikleri her şeyi Hz.Üseyin ve Muharrem mevzu bahis olduğunda zıttını yapmaktadırlar.

Her insanın doğum ve ölüm tarihi sabit ve belli bir gündür. Her yıl değişmez, değişemez. Atatürk’ün gayba girdiği tarih nasıl 10 Kasım ise ve bizler her yıl aynı tarihte yüce Ata’mızı saygıyla anıyorsak bu durum Hz.Muhammed, Hz.Üseyin ve Ehlibeyt’i için de geçerlidir.

Emevi anlayışının hüküm sürdüğü ve bununla beraber o Emevi’nin şekillendirdiği yalancı tarihi bir kenara koyarsak; dünyanın hiçbir coğrafyasında bir kişinin şehit edildiği tarih ve yası her yıl 10 gün öne çekilerek farklı tarihlerde anma yapılmaz. Hz.Üseyin’in şehit edildiği tarih belli bir gündür ve bundan dolayı her yıl aynı tarihte yas tutulmaktadır.

Hz.Üseyin’in yası 4-15 mart tarihleri arasında toplam 12 gündür.

Kendi cenazesi için her sene “Yıl lokması” yapan ölen canını anan, her yıl aynı tarihte doğum gününü kutluyan ama Hz.Üseyin gibi dedesi Hz.Muhammed Mustafa’nın yolunda, O’nun Hakikat Kur’an’ı için mübarek başını veren Hz.Üseyin’e ve Ehlibeyt’e geldi mi mantıksız davranan iki yüzlü,vizdansız bir toplum ile karşı karşıyayız.

Canımızı yakan sadece bu tarih meselesi de değil. Aşure çorbalarının kapı kapı dağıtılması ve sokak ortalarında, siyasilerin,belediyelerin panayır havasına soktuğu Aşure dağıtımları da canımızı yakmaktadır.

Hiçbir cenazenin lokması kapı kapı dağıtılmaz !.. Annesinin,babasının,kardeşinin,eşinin cenaze lokmasını sokak ortalarında, elde tabak,tencere konuya komşuya dağıtan var mı?

Kerbela’nın Şahı Hz.Üseyin’in cenaze lokması, Aşure çorbası neden sokaklarda, neden kapı kapı dağıtılıyor?
İnsanların kendi aile fertlerine reva görmediğini Hz.Üseyin’e yapmaları hem haksızlık hem saygısızlık hem de vicdansızlıktır.

Pirimiz Zöhre Ana “Bizim tuttuğumuz Oruç değil, Yas’tır.” demektedir. Bu yas gönül yasıdır. Bu yas Ehlibeyt’in bitmeyen yasıdır. Sadece ağız bağlanarak tutulmaz…

Alevi Mezhebi? Alevilik Mezhep midir?

Alevi Mezhebi? Alevilik Mezhep midir? Alevilik mezhep midir yoksa inanış şekli midir? Alevi mezhep midir? Alevilik mezhep midir diyanetin görüşü nedir?

Alevilik Mezhep midir?

Alevilik bir yol olarak tarif edilse de bir mezhebi vardır. Alevilerin mezhebi İmam Cafer mezhebidir. Alevilerin mezhebi Peygamberimizin damadı İmam Cafer’den gelmektedir. Hz.Muhammed Mustafa’nın iki kızı vardır. Birisi Hz.Fatıma Ana, diğeri ise Hz.Zöhre Ana. Fatıma Ana’ya Hz.Ali, Zöhre Ana’ya İmam CAfer nişan edilir ve İmam Cafer’den Alevilik mezhebi yürür. Alevilik mezhep olarak çok ön plana gelmemiştir tarihsel olarak baktığımızda genel olarak Hak Muhammed Ali yolu olarak tarif edilmiş ve bugünlere gelmiştir. Resmi Emevi islam tarihi Hz.Muhammed ve Hz.Ali’yi çok eşli göstermiştir ve bunu saçma sapan nedenlere dayandırmıştır. Savaşta dul kalan kadınların başlarına birşey gelmesin diye falan filan… Tarih, Ehlibeyti ne yazık ki bitirmiştir. Peygamber nesli yoktur varsa yoksa 3 halife ve sahabeler. Ehlibeyt tarihi ne yazık ki düşmanları tarafından şekillendirilmiştir. Ama Ehlibeytin evliyaları her yaşadığı dönemde bu gerçekleri topluma bildirmiştir.

Alevilik mezhep midir yoksa inanış şekli midir?

Alevilik hem bir mezhep hem de bir inanış şeklidir. İnanç ve ibadet temelli bir yol olan Alevilik, Hz. Muhammed ve Hz.Ali ile can bulmuştur. Ehlibeytin atası bu iki yüce varlıktır. Aleviliğin kendine has ritüelleri vardır. Musahiplik, Cem, Semah ibadeti gibi.

Alevilik mezhep midir Diyanetin görüşü nedir?

Alevilik bir mezhep’tir dedik ancak Diyanet böyle düşünmemektedir. 4 Hak mezhep olarak bir kavram geliştirmişlerdir ve 4 Sünni mezhebi Hak, bizleri Batıl olarak göstermişlerdir. Ali’den yana olarak başlayan Alevilik bugün bile Alevi Sünni ayrımcılığı ile devam etmektedir. Egemen Sünni inanç ne yazık ki mezhepler konusunda tek doğru olarak Sünni inancı göstermektedir. Tabi ne yapılırsa yapılsın hak birdir ve O da Ehlibeyt yani Muhammed Ali yoludur. Bu yolun tek sahibi de Alevilerdir…

21’inci yüzyılda bile Aleviliğin mezhep olup olmadığı, Alevilerin ana bacı tanımadığı, Alevilerin kestikleri yenmez gibi korkunç iftiralar sığ beyinlerde dolanmaktadır. Oysa ki Alevilik, bu dünyanın görüp göreceği en kutsal yoldur. Çünkü bu yolun sahipleri aynı zamanda dünyayı var eden Şahı Merdan Ali’nin ve Peygamberimiz efendimiz Hz.Muhammed Mustafa’nın aship olduğu bir yoldur.

Alevilik mezhep midir?

Alevilikte Musahiplik nedir? Yol Kardeşliği nedir?

Alevilikte Musahiplik nedir? Yol Kardeşliği nedir?

Alevilikte önemli konulardan birisi de musahip kardeşliğidir? Peki musahip kardeşi nasıl olunur?

Musahiplik, Alevilerde yol kardeşliği anlamında kullanılır. Bu kardeşlik “kan kardeşliği”, “Kan yolu ile akrabalık” dışında kurulan sosyal-toplumsal bir akrabalıktır. “Kan bağına” dayanan “akrabalık” bir anlamda zorunlu akrabalık iken, bu türdeki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir akrabalıktır.

Alevilerin temel ibadeti olan Cem törenleri esas olarak iki türlü yapılır. Birincisi yediden yetmişe herkesin katıldığı cemlerdir. Bunların sınırı oldukça geniştir. Adına “Birlik Cemi” de denir. Bu cemler daha çok gençlere (kız ve erkek) öğretmek amacıyla yapılır. İkinci tür Cemler ise daha dar bir kesimin katıldığı cemlerdir. İşte bu cemlere sadece evli veya müsahip olan çiftler katılır. Bu cemlere “Görgü Cemleri” de denir. Bu Cemlerdeki katılımcılar bir anlamda müsahip olmuş yola girmiş olanlardır. Burada herşey daha disiplinli ve kuralcıdır. Müsahip olmayanlar bu cemlere alınmazlar. Müsahip olma bunun ön şartıdır.

Müsahip ise şöyle olunur: İyi anlaşan iki arkadaş “Yol kardeşi” olmaya karar verdiklerinde önce ailelerinin ve eşlerinin bu konuda rızalarını almaları gerekir. Müsahiplik taraflardan biri ölmedikçe bir kere yapılır. Hayatta sadece bir kişi ile yapılır. Evli olunması ve eşlerinde benimsemesi, anlaşması şarttır. Eğitim düzeyleri, sosyal-toplumsal konumları, ve ekonomik yapılarının birbirleriyle uyumlu olmaları gerekir. Bu uyum sağlanmazsa ileride sorun çıkabilir. Tabi en önemlisi de iki müsahibin ve eşlerinin çok iyi anlaşması gerekir. Müsahip eşleri birbirinin kardeşi, çocukları da kendi çocukları sayılır. Kan bağı ile olan amca çocukları, teyze, hala çocukları birbirleriyle evlenebildiği halde müsahip çocukları asla birbirleriyle evlenemezler. Onlara evlilik düşmez.

Müsahipler arasında hem dinsel anlamda yol kardeşliği hem de toplumsal anlamda yol kardeşliği vardır. Kan bağı ile oluşan kardeşlikte aileler ayrı evlerde oturduklarından birbirlerinden sosyal ve toplumsal olarak sorumlu değillerdir. Yani kardeşler birbirinin hatasından sevabından sorumlu değildirler. Cüzdanları ayrıdır. Yardımlaşma olur. Ama müsahiplikteki gibi ortak değildirler. Müsahiplikte ise; iki taraf birbirinin hatasından ve sevabından sorumludur. Namus dışında neredeyse herşey ortaktır. Yani kurulan bu kardeşlik toplumsal sorumluluk ve paylaşım açısından kan kardeşliğinden daha kapsayıcı ve sorumluluk gerektiren bir işleve sahiptir. Kan kardeşleri arasındaki ilişkide cüzdanlar ayrıdır. Ama müsahiplikte cüzdanlar aynıdır. Ayrı düşünmek en büyük zaaf sayılır. Bu sorumlulukları gönüllü olarak kabul eden iki aday dedelerine Mürşitlerine başvurur. Niyetlerini ifade ederler. Dede de onlara müsahip olmanın koşullarını tanıklar huzurunda arar ve sorar. Dede şartları uygun görürse onları huzura alır. Dua alma vaziyetini alarak dua okur. Arkasından da müsahip olmanın zorluklarını anlatır.

Özetle;

1- Birbirinize ölünceye kadar yardımcı olacaksınız.
2- Yalan söylemeyecek, haram yemeyeceksiniz.
3- Elinize dilinize belinize sahip çıkacaksınız.
4- Birinizin günahından hatasından diğeriniz sorumlu olursunuz.

O nedenle birbirinizin suç işlemesine engel olacaksınız.” der.

Dede sonra bu gönüllülere bir yıl süre vererek; bu kardeşliğin sürüp sürmeyeceğini hayatınızda deneyin der. Bu süreden sonra hoşnut olarak musahiplikleri sürerse gene dedeye başvururlar. Bu kez dede perşembeyi cumaya başlayan bir akşam Cem yapar. Bu iki istekli veya başka istekli varsa onlarla birlikte yapılacak musahip cemine katılırlar. Ceme musahip adayları eşleriyle birlikte katılır. Beyaz dikişsiz, süssüz elbiseler giyerler. Yapılan törenle musahip olurlar. Bir Alevi yerleşmesinde örneğin köyde oturan herkesin musahip olduğu düşünülürse ve musahiplerin de bu ilkelere bağlı yaşamı olursa, gerçekten o yerleşme toplumsal anlamda birliğin, kardeşliğin hoşgörünün, toplumsal barışın, iktisadi bölüşümün, hakça yapıldığı bir toplumsal yapı oluşmuş olur.

Muharrem Orucu 2014

2014 Muharrem Ayı veya Orucu , Halife Ömer’in icadı olan hicri takvime göre yaklaştı biliyorsunuz.

Hayatlarının hiç bir evresinde ne hicri takvimle, ne de Ömer’le işi olmayan hatta “Gadiri Hum’daki” meseleden ve Ehlibeyt’in başına gelenlerden dolayı nefretle andıkları , çocuklarına dahi bu ismi koymayan Alevilerin 2014 Muharrem Orucu, 25 Ekim’de başlıyor…

Doğum gününü Hicri takvime göre kutlayan var mı? Mesela bugün 17 Ekim. Önümüzdeki yıl doğum gününüzü 07 Ekim’de neden kutlamıyorsunuz ?

Ya da, Allah uzun ömürler versin babanızı bugün kaybettiniz. Tarih: 17 Ekim. 1 Yılı dolduğunda lokma vereceksiniz. O tarih 17 Ekim 2015 mi olur 07 Ekim 2015 mi?

Yine, “Emevi İslam” tarihine göre Hz.Üseyin’in şehit edilme tarihi 10 Ekim 680. Peki 03 Kasım 2014 yılında HZ.HÜSEYİN’İN ŞEHADETİ diye oruç tutacağınız kişi kim ? O yüce Şah 10 Ekim’de mi yoksa 03 Kasım’da mı şehit edildi?

Aşağıdaki takvimi inceleyiniz lütfen.

Üstte bulunan kırmızı alanda ne diyor?
10 EKİM 2014- İMAM HÜSEYİNİN ŞAHADET ANMA GÜNÜ

Altta bulunan kırmıza alanda ne diyor?
03 KASIM 2014-İMAM HÜSEYİNİN ŞAHADETİ

Biri Allah için söylesin, vicdanlara sesleniyorum; “İMAM HÜSEYİNİN ŞAHADET ANMA GÜNÜ” ile “İMAM HÜSEYİNİN ŞAHADETİ”arasındaki fark nedir?

Madem Emevi tarihini baz alıyorsunuz o zaman Kerbela Katliamı 10 Ekim 680 değil mi?

O zaman bir satırda “Anma Günü” diye yazıp hemen altında farklı bir tarihi “Şahadeti” diye yazmayı akılla, mantıkla, izanla nasıl açıklayacaksınız?

muharrem-orucu-2014

***
Hz.İmam Üseyin, Kerbela’nın solmayan gülü ve Allah’ın en değerli varlığıdır. Böyle yüce bir varlığa sağlam temeller üzerinde iman getirilir , ibadetler yapılır. Hele ki Ehlibeyt’e buğz etmiş kişilerin “devrimleri “ ile Ehlibeyt’in ibadetleri yapılmaz , yapılamaz. Çünkü bu sözde devrimler İslam adına değil Ehlibeyt’in varlığının tamamen yok edilmesi, gönüllerden silinmesi, unutulması için çıkarılmış icatlardır. Kerbela’da İmam Üseyin neden şehit edildi diye sorsanız cevap Emevi resmi tarihinin sizlere bellettiği gibi “İktidar, Saltanat ve Güç” için olacaktır. Halbu ki İmam Üseyin; Ehlibeyt Evliyası Zöhre Ana’nın bildirdiğine göre Dedesi Muhammet Mustafa’nın Kur’an’ını onlara vermemek ve korumak içindir.

Her insanın doğum ve ölüm tarihi sabit bir gündür. Her insan için durum böyleyken tarihi düşmanları tarafından yazılan Ehlibeyt’in bitmeyen yas-ı matemi olan Hz.İmam Üseyin’i her ay her gün şehit etmenin mantığı nedir?

Hz.Üseyin’in şehit edilme tarihi 15 Marttır. Bu tarihte sabittir, değişmez.

Ayrıntılı bilgi için: Ehlibeytin Yası Matem Günleri ya da zohreana.com/ehlibeytin-yasi-matem-gunleri

 

Kaynak:http://www.zohreanaforum.com/alevi-haber/54611-muharrem-orucu-2014-a.html

Aleviler Neden Camiye Gitmezler ?

Anadolu Alevileri Allah’a inanırlar. Allah’ın birliğine, Hz. Muhammet’in peygamberliğine ve Hz. Ali’nin veliliğine inançları tamdır. Hatta bunu; “Allah-Muahammet-Ali” üçlemesi ile ifade ederler.

Ayrıca Kuran’ı kutsal kitapları olarak görürler. Kuran, Hz. Muhammed zamanında değil de daha sonraki halifelerden, önce Ebubekir, sonra Ömer tarafından sahabelerden alınan bilgilerle yazıya geçilmesi sırasında tartışmalar nedeni ile toplanan bazı ayetlerin ve hadislerin yok edildiğini, yakıldığını da iddia ederler.

Eldeki Kuran’ın 3. halife Osman zamanında oluşmuş olduğundan da bazı çekinceleri vardır. Bu düşüncelerini eskiler; “Kuran’a kalem karıştı” diye ifade ederler. Ayrıca, 620 yıllarının Bedevi Arap toplumunun sosyolojik yapısına uygun getirilen kurallarla değişen sosyal ve toplumsal şartlara rağmen dünyanın sürgit bu kurallarla yönetilmeye kalkılmasının sıkıntılar yaratacığını düşünürler.

Bu nedenlerle Allah’ın dünyamız ve insanlık için söyledikleri Kuran’ı Batıni yoruma tabi tutarlar. Kuran’ın ilham kaynağı olması gerektiğine inanırlar. Bu nedenle de Hz. Ali’yi “Kuran’ı Natık” yani “Konuşan Kuran” olarak değerlendirir ve buyruklarına önem verirler.

Namazın 5 vakit veya 3 vakit olmasını, 30 gün tutulan Ramazan orucunu, İslamın 5 şartından biri olarak görmezler. Örneğin, Kuran’da 5 vakit namaz kılmanın ne sayısı, ne şekli, ne de yeri olmadığını söylerler. Namazın bu biçimde ve 5 vakit kılınmasının İslama Emeviler ve Abbasiler zamanında konan kurallardan biri olduğuna inanırlar.

Şiilerin namazı 5 değil de 3 vakit kılmalarını da şiilerin oluşturduğu bir kural olarak değerlendirirle r. islamın 5 şartı olarak ifade edilen şartların da Kuran’da olmadığını, bunların da islama sonraki dönemlerde girdiğini kabul ederler. 30 gün orucun da Kuran’da olmadığını söylerler.

Gerçekten de Kuran incelendiğinde; oruç ve ibadetten bahseder. Ama ne orucun süresi, ne de ibadetin biçimi ve sayısı Kuran’da yoktur. Ayrıca Kuran’da camiden ve camide kılınan namazdan da söz edilmiyor. Bu da gene daha sonra islama giren kurallardan birisidir.

Aleviler bu düşüncelerini Kuran’daki bazı ayetlere dayanarak ileri sürerler;
Örneğin ibadetin biçimi ile ilgili olarak Ali imran Suresi 191. ayette; “Onlar ki, ayakta iken, otururken, yatarken Allah’ı anarlar” şeklinde olduğunu anımsatarak ibadetin bazı kurallara bağlanamayacağı nı, bunların göstermelik ve şekilcilikten kaynaklandığını düşünürler.

Aleviler, “Her oruç tutmayan, namaz kılmayan Müslümanları biz islamdan saymazsak bu büyük bir çoğunluk oluşturan insan toplumunu islam dini dışında saymak
(kafir) anlamına gelir ki, buna kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca bu islam’a da aykırıdır” diyorlar.

Bu konuda Kuran’ın Nisa Suresi’nin 94. ayetinde; “Size Müslüman olduğuna bildiren dünya hayatının geçici menfaatlerine gözdikerek, sen mümin değilsin demeyin” diyor. O halde islama sonradan konan şartlar olan 5 şartı yerine getirmeyene islam değilsiniz denemez.

Aleviler ibadetin ille de camide yapılması gerektiğini de kabul etmiyorlar. Onlar “Yeryüzünün tümü ibadet yeridir” diye düşünüyorlar. ibadet için camiye gitmek gibi bir zorunluluğu gerekli görmüyorlar. Kendi inançlarına göre; cami etimolojik anlamda tapınak değil, toplantı yeridir.

İslamiyetin ilk yıllarında Hz. Muhammet bir ibadet yeri yapmaya gerek görmemiştir. Çünkü belli bir tapınak oluşturmak ve düzenli olarak sadece orada ibadet yapmak onun getirdiği inanç sistemine aykırıdır. Nitekim o yıllarda ibadetin özellikle gece yapılması, gösterişten kaçınılması isteniyordu.

Bazı müslümanların Mekke-Medine yolu üstünde Kuğba Köyünde yaptırdığı Camiyi Hz. Muhammed, “Dedikoduda n başka bir şeye yaramıyor” gerekçesiyle yıktırmıştır. Peygamber elbette bunu Allah’ın ilhamına aykırı olarak yapmaz. Bu konuda Kurandaki 2 ayet ilginçtir. işte Tövbe Suresin’de 107. ayet: “Zarar vermek, inkar etmek müminlerin arasını açmak Allah ve Peygamber’ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescit kurup, biz sadece iyilik yapmak istedik diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah’da şahittir.”

Bu ayetin devamındaki 108. ayette ise; bakın Kuran ne diyor: “Ey Muhammed, o mescide hiç gitme, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarla bulanman daha uygundur. Orada arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.” Demek ki ibadet yapmak için cami şartı aranamayacağı gibi her yapılan camiyi “Allah’ın Evi” olarak da görmek de doğru değildir.

Aleviler, Allah için ille de şu şartlar yerine getirilerek yapılır gibi katı kurallara katılmıyorlar. Kuran’daki bir ayet bu düşünceyi doğruluyorlar. Bakın
Hadid Suresi 4. ayet ne diyor. “Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. Allah ne yaptıklarınızı görür.”

Namaz ve cami ilişkisini Hacı Bektaşi Veli soy evlatlarından A.Celalettin Ulusoy “Alevi Bektaşi yolu” kitabında bakın şöyle ifade ediyor: “Hz. Muhammed’den sonra halifeler özellikle Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları istedikleri düzeyde manevi saygınlığa sahip olamamışlardı. Hükümranlıkları nı güçlendirmek için, islam toplumunun her kesimine ulaşan bir propagandaya gereksinme duyuyorlardı. Bunun o çağda en kolay ve etkili yolu topluluklara hitap etmek şekli idi. Bu amaçla Müslümanların belli saatlerde belli yerlerde toplanmaları ihtilal çevrelerincede teşvik ediliyor ve hatta zorunlu tutuluyordu. Nitekim, Emeviler zamanında camiler Ali’yi ve onun soyunu kötülemek için konuşma yerleri olmuştur.”

Bu ve benzeri nedenlerle ibadet için camilere gitmeyen Aleviler-Bektaşiler ibadetlerini, Cemlerini uygun evlerde yapıyorlar. Cemiyet evi veya Cemevi adı ile toplantı yapılan Cem yapılan binaları bulunan köy sayısı yok denecek kadar az buluyor.

Aleviler’in Cemine kadın-erkek, yaşlı-genç herkes gelebilir. Dede önderliğinde ve bağlama eşliğinde ibadet yapılır. Oturuş biçimi ise toplumsal ilişkiyi geliştiren, küskünlükleri gideren, kin ve düşmanlık kapılarını kapatıp, barışa kardeşliğe yönelmeyi kolaylaştıran içtenlikli bir ibadet tarzı olarak yüz yüze, cemal cemale oturma biçimindedir. Allah’a ibadet ve dualarla birlikte sohbet, yardımlaşma, kişi ve toplum sorunlarına çare bulma imkanları sağlayan toplu tapınma biçimidir. insanın insana yakın olması bu biçimde daha kolay oluşuyor. Duvara değil cemale, “Didar-ı pak’e” yani temiz insan yüzüne bakmak, insanın yaptığı cami binasından önce Allah’ın özenle yaratıp, “Bütün meleklerin secde ettiği” insanı kutsal görmek Alevilerde ibadetin esasını oluşturuyor. Bu anlayışla Aleviler; “Secde ademedir”, “Hak ademedir” düşüncesiyle insanı, insan sevgisini dinin esası haline getirmişlerdir.

http://www.zohreanaforum.com/alevi-haber/54427-aleviler-neden-camiye-gitmezler.html

Muharrem Ayı Nedir ve Muharrem ayı ne zaman?

Muharrem Ayı ve Muharrem Orucu

Ehlibeyt’e gönül veren bir kişinin onun çektiği çileden de bihaber olması düşünülemez. Ehlibeyt’in atası Muhammed Ali de dahil olmak üzere gelen bütün evliyalar yaşadığı dönemde hep çile çekmiş ve akıl almaz işkencelere, hakaretlere, kötülüklere maruz kalmışlardır. Ehlibeyt’in içinde istisnasız bütün ermişler çile çektikleri halde Hz.Üseyin ‘in yerinin farklı olduğu yine Ehlibeyt’in kendi dilinden, nefesinden anlaşılmaktadır . Hz.Üseyin, Hak divanının sahibi ve Allah yolunun şehididir. Onun Muhammet Ali yoluna can cömertliği yapması Hakkın emridir. Hz.Üseyin, Yezid’e biat etmemiş, dedesi Muhammet Mustafa’nın Hakikat Kur’anını bu soysuzlara vermemiş ve en sonunda bu uğurda serini vermiştir. Hz.Üseyin şehit edildikten sonra öncelikle Ehlibeyt ve tüm sevenleri karalar bağlamıştır. Yüzyıllardır O’nun için yası matem tutulur ve göz yaşı dökülür. Onun için ağıtlar, mersiyeler yakılır, söylenir.

Gelen her evliya nefesine Hz.Üseyin ile başlar, O’nun sesini duyurur ve onun çektiği çileleri bu dünyada yaşar. Pir Zöhre Ana’nın ” Benim testim Kerbela suyudur” nefesi buna örnek olarak verilebilir. Çünkü Zöhre Ana’nın 30 yılı aşkın süredir verdiği mücadele Ehlibeyt, Hasan Üseyin mücadelesidir. Bu mücadele verilirken bir takım yetkililer de Mürşit Zöhre Ana’ya Nesimi’yi hatırlatmaktan geri durmamışlardır !

Kerbela’da öyle bir zulüm yaşanmıştır ki 1500 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ yüreklerdeki acısı dinmemiştir ve dünya durdukça da dinmeyecektir. Dökülen kan, İmam Üseyin’in mübarek kanıdır, peygamber torununun kanıdır. Bu zulüm Hz.Üseyin’ e yapılmakla beraber Muhammed Ali nesline yani Ehlibeytine de yapılmıştır. 

Hz.Üseyin ile Yezid’in mücadelesi Hak ile Batıl’ın, iyi ile kötünün mücadelesidir. Lanet Muaviye’nin Ehlibeyt’in büyüklüğünü kabul etmemesi, Hz.Muhammet Mustafa’nın Kur’anını ele geçirmek istemesi ve Ehlibeyt’in çektiği İnsanlık sancağının çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle başlattığı kirli bir oyundur. Tarihin sayfalarında yazıldığı gibi bu bir “iktidar” kavgası değildir. Bütün dünyayı değil bütün evreni yaratan Allah’tır. Allah yolunun sahibi olan Ehlibeyt’in dünya saltanatı peşinde olması düşünülebilir mi? İzan sahibi herkesi düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyorum.

Ehlibeyt; Hak sancağını çekmek, toplumu inanç, ibadet, sevgi ve insani bütün ulvi değerlerle yoğurmak için vardır. Taht, saltanat, benlik şeytanın işidir ki bunların hepsi Ehlibeyt düşmanlarının ortak özelliğidir.

Mürşit Zöhre Ana, tarihte anlatılan ve bir çok Alevinin de inanmadığı “Resmi İslam Tarihinin” bilinçli olarak tahrif edildiğini bildirmektedir. Her gelen Evliyanın bir görevi, misyonu vardır. Pir Zöhre Ana, din üzerine gelen bir Evliyadır. İnancımıza göre Mustafa Kemal Atatürk te bir Evliyadır ve O’nun görevi tükenmiş ve toprakları parçalanmış olan Osmanlı Devleti’nin yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmaktır.

Resmi tarih öyle tahrif edilmiş, yüzyıllardır insanlar öyle kandırılmıştır ki her insanın doğum ve ölüm tarihleri belli ve sabit bir gün iken Hz.Üseyin için yası matem tutanlar her yıl farklı tarihlerde muharrem yası matemini tutar hale gelmişlerdir ! Muharrem yası matemi, en ufak bir alakası olmadığı halde Ramazanın peşine takılmış ve her sene on gün geri gelerek “davalaşan, bize de kısmet olsun” diye aylar cana gelerek konuşturulmuştu r !..

Muhammed-Ali’nin ailesini ve Ehlibeytini asıp kesenler bu mübarekler gayba girdikten sonra karşılarında doğruyu haykıracak ve karşı duracak kimse kalmadıktan sonra “İslam” adı altında zulüm devleti kurmuşlar ve medreseler kurarak bugün yaşanan “İslam’ın” temellerini kurmuşlardır. Peygamberimizin gaybından en az 200 yıl sonra ortaya çıkan sözüm ona din alimleri aradan geçen seneleri unutup peygamberin yanındaymış gibi “Hadis” , “Sünnet” adı altında Emevi,Abbasi geleneklerini, adetlerini peygamber sözü , davranışı diye yutturmuşlardır . Durum öyle hal almıştır ki bugün bu hadislere baktığınızda her mezhebin kendine has hadis kitapları vardır ve birinin A dediğine öteki B demektedir. Hakikatın yerini yalan almamış olsaydı zavallı kadınları göğüslerine kadar toprağa gömüp sonra taşlatan (recm) bir “İslam” olmazdı.

Esas konuya dönecek olursak bu ahir zamanda Alevi olsun Sünni olsun kimse Hz.İmam Üseyin’e yapılan o zulümlere , mübarek bedenine yapılan işkencelere sessiz kalamaz kalmamalıdır !!!

Aşağı yukarı 8 milyarlık dünya’da Hz.Üseyin için yası matem tutan tek inanç insanı Alevilerdir. Bu durumu nazarı dikkatinizden kaçırmamanızı istiyorum.

SORU: Ey Aleviler siz Muharrem Yası Matemini niçin tutuyorsunuz?
CEVAP: Hz.Üseyin’in susuz bırakılması, türlü işkencelere maruz kalması ve 12’inci günün sonunda mübarek başının gövdesinden ayrılması nedeniyle onun yasını tutuyoruz. 12 günün sebebi budur ve “oruç” değil yası matem dememizin sebebi de mübareğin çile çekmesidir.

SORU: Siz yası matemden sonra Kurban lokması yapıp ve Aşure pişiriyor musunuz ?
CEVAP: Evet. Yası matemimizi tutar akabinde “Ya İmam Üseyin sen mübarek başını Hak yoluna, Atalarının kurdukları Hak Muhammet Ali yoluna feda ettin, can cömertliği yaptın, biz boş mahlukatlar olarak senin gibi kendimizi, başımızı Hak yoluna feda edemiyoruz ama kestiğimiz bu Hak kurbanını yerimize kabul eyle. Bizleri bağışla.” deriz ve Kurban kestikten sonra Hz.Üseyin’in can aşı olarak Aşure lokması pişirilir ve Ehlibeyt’in yasını çeken tüm eş ,dost ve akrabalar bu lokmaya davet edilir.

Yası Matem tutmadan, Ehlibeyt’in çektikleri çileler için gözyaşı dökmeden, eline diline beline sahip olmayarak düzensiz bir yaşam süren bir insanın Aşure yapması veya Kurban lokması kesmesi söz konusu değildir.

Pişirilen lokma Ehlibeyt’in olması ve Yası Matem lokması olması nedeniyle kimsenin ayağına götürülmez herkes zahmet eder lokma pişirilen eve gider. Pişirilen lokma kapı kapı dağıtılmaz asla.

Peki lokmalar neden kapı kapı dağıtılmaz?
Çünkü , sizler bizler cenazelerimiz olduğunda onların ruhu için lokma yaparız ve dikkat edin cenazemiz için EVİMİZE GELEN tüm dostlarımıza, akrabalarımıza bu lokmadan ikram ederiz.

Sıradan mahlukatlar için böyle mantıklı bir uygulama yapan bizler neden Hz.Üseyin gibi Allah şehidi olan bir yüce Şahın lokmasını kapı kapı , sokak ortalarında düzensiz ortamlarda dağıtız.
Madem bu size mantıklı geliyor o zaman babanızın, annenizin cenazesinde lokmalarınızı Sıhhiye meydanında, Kadıköy meydanında dağıtın !..

Allah haklarından gelsin siyasi parti liderlerini, milletvekilleri ni geçiriyorlar Aşure kazanının başına güle oynaya sözüm ona Aşure dağıtıyorlar.

Hz.Üseyin baş verdi , onun acısını çektin 12 gün ,sevincini değil. Azıcık ta mı hayanız kalmadı , senin Yezid’ ten ne farkın kaldı söyler misin?

Hz.Üseyin’i bilmeyene, tanımayana, onun için çile çekmeyene, Muaviye’ye hazret diyene Aşure vermek doğru mudur? Siz bu davranışınızla sevaba girdiğinizi mi düşünüyorsunuz?

Ey Aleviler; Aşure haşa bir tatlı türü değildir. İmam Üseyin’in can aşıdır, can lokmasıdır. Hayal edemeyeceğiniz kadar da kutsaldır.

Düzenli düzenli abdest alınarak, Ehlibeyt aşkıyla , dilek murat şifa şefaat temennileri ile o lokma yenir ve Hakka bir daha kısmet olması için dua edilir. Güzelce lokmalar bittikten sonra ev halkına “Hak Muhammet Ali , 12 İmam , Ehlibeyt ve İmam Üseyin” lokmalarınızı kabul etsin denir ve Sofra duası okunur.

İşte bizim Ehlibeyt ocağında, Hz.Ali’nin nefesini döken, Ehlibeyt’in, Kırklar ceminin nuru Mürşit Zöhre Ana’dan öğrendiğimiz yası matem budur, İmam Üseyin saygısı budur !!!

Muharrem ayı diye ifade edilen yası matem günleri 26 Şubatta başlar.

3 gün Hz.Muhammed Mustafa, 3 gün Eba Müslüm ve 4 Mart 15 Mart tarihleri arasında da toplam 12 gün Hz.Üseyin için yası matem tutulur.

Pirimiz Zöhre Ana’nın bildirdiği hakikatlere göre Hz.Üseyin’in gerçek gayb tarihi 15 Mart’tır. 3 Mart tarihinde yakalanır,12 gün boyunca işkence edilir ve 15 mart tarihinde şehit edilir. Her insanın doğum ve ölüm tarihi belli ise Kerbela’da hunharca şehit edilen yüceler yücesi Şah İmam Üseyin’in gayb tarihi neden belli olmasın…

Aşk ile…

http://www.zohreanaforum.com/tartismalar/47766-muharrem-yasi-matemi.html