Alevilik nedir? Kimlere Alevi denir?

Bu makalede; Alevilik nedir kimlere Alevi denir gibi soruları yanıtlayacağım.

Alevilik nedir?

Alevilik, Hz.Muhammed’i rehber, Hz.Ali’yi Mürşit kabul eden ve bu ulu canlardan gelen 12 İmam ve Ehlibeyt soyunu tek yol gösterici olarak gören bir inanç sistemidir.

Alevilik inancı bir sayısı ile başlar.O bir Tanrıdır.Tanrısal düzen üç sayısı ile anlam kazanır.O üç “Hak Muhammed Ali” dir. Ama üçünün özü birdir ve Erenler Şahı, Hz.Ali’dir. Yani, “Bism-i Şah” tır. Tanrının yeryüzündeki insan görünümüdür.

Hz.Ali, yol gösterici, kılavuzdur. En güzel, en gerçek, en doğru O’dur. Yerde, gökte, uçan kuşta, deryada, denizde ilahi varlığın parlamasıdır. Dağlar taşlar Muhammed Ali çağırır. Yaşamdır, erdemdir,hak terazisidir, umuttur, aşktır.

Ay, Ali; gün Muhammed’dir. Ali’de balkıyan nur, ilahi varlıktan inmedir. Bütün insanlığı kucaklayan bir hoşgörü,sevgi pınarıdır. Her biri bir açmaz olan bu gerçekleri herkes çözümlediğini sanır. Ne ki, en çok bildiğini sananlar, gerçeğin gizemine varamayan en bilgisiz mutsuzlardır. Ve bu bağlamda denmiştir ki,

Gafil kaldır gönlünde gümanı
Bu mülkün sahibi Âli değilmi
Yaratmıştır on sekizbin alemi
Rızkları veren Âli değilmi
Pir Sultan Abdal

Alevilik bu bağlamda çok derin anlamları ve inanç sistemi olan, zahiri sığlıkla asla anlaşılmayan bir Erenler yoludur.

Kimlere Alevi denir?

Her karanlık dönemde Hz.Ali, farklı donlarda (beden) yeryüzüne gelmiş ve Hak Muhammed Ali yolunun yüceliğini ispat etmiştir. Aleviliğin ne kadar önemli olduğunu, Kerbelâ’da Hz.Üseyin’in atası ve dedesinin yolunda serini vermesine bakarak ta anlayabiliriz. Aleviliğin temeli Hz.Ali’dir ki Pir Sultan Abdal, Hz.Ali’nin gerçek varlığını apaçık duazı imamında söylemiştir.

Kimlere Alevi denir?  Yukarıda belirttiğim gibi bu düşünceye inanan, Hz.Muhammed’i rehber, Hz.Ali’yi mürşit kabul eden, ibadetlerini Kırklar cemi,semah,Muharrem Yası matemi,Musahip kardeşliği vb. olarak yapan,

Kimlere Alevi denir? Hakkın yeryüzündeki temsilcileri olan 12 İmam ve Ehlibeyt’i tek yol gösterici olarak kabul eden,iman getiren, boyun büken,

Kimlere Alevi denir? “Eline diline ve beline” sahip çıkan, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan, her zaman doğru ve haklının yanında yer alan,

Kimlere Alevi denir? İnancıyla ibadetiyle toplumda örnek olan birey gerçek bir Alevi’dir.

Kimlere Alevi denir diye sorarlarsa işte bu özelliklere sahip kişiler Alevi olmayı hak edenlerdir. Nefsini Yezid’e teslim eden, Ehlibeyt’i, İmam Üseyin’i bilmeyen, nerde güç varsa oraya yaklaşan, Muhammed Ali’ye ihanet eden, yolunu bilmeyen, inançtan ve ibadetten yoksun bir kişi asla Alevi olamaz.

Alevi ve solcuydu ama FETÖ’den tutuklandı

Mesleki başarılarıyla gündeme gelen akademisyen Doç. Dr. Hüseyin Can, birkaç kişinin “Ben öyle duydum, bence öyle” demesiyle FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı.

“Üreten bir insanın nasıl tüketildiğinin kanıtıdır benim eşim.” Genç bir kadın, Pelin Pınar Can, eşi Doç. Dr. Hüseyin Can’ın uğradığı haksızlığı anlatmaya çalışırken kuruyor bu cümleyi. Bugünlerde yaşanan onlarca, yüzlerce belki binlerce hikayeden biri onlarınki. Pelin, İzmir Karşıyaka’da eğitimci bir ailenin kızıdır. Nazilli Adnan Menderes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olduktan sonra bir süre özel sektörde çalışır. Bu sırada Adnan Menderes Tıp Fakültesi’nden mezun olan Hüseyin Can ile evlenmiştir.

Hem kendi ailesinin İzmir’de yaşaması hem de eşinin öğrencilik hayatının orada geçmesi nedeniyle İzmir’e yerleşmeye karar verirler. Hüseyin Can’ın hedefi akademik kariyer yapmaktır. Yrd. Doç. olunca İzmir dışındaki birçok üniversiteden teklif gelir. Ama o İzmir’deki Katip Çelebi üniversitesine başvurmaya karar verir. Hazırladığı dosya gerekli şartların bile üstündedir üstelik.

DOSYASINA BİLE BAKILMADI

Başvurusunu yaptıktan sonra dosyaya bile doğru dürüst bakılmadan kendisine “memleketi nedeni ile araştırma yapılacağı” söylenerek geri çevrilir. Çünkü Hüseyin Can, Tuncelili Alevi bir aileye mensuptur. Ancak üniversitede derslerin başlamasına kısa bir süre kala Hüseyin Can’a gelin başlayın denir. Çünkü aile hekimliğinde akademisyene ihtiyaçları vardır. Ve Hüseyin Can 2013’te Yrd. Doç. olarak Katip Çelebi Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaya başlar. 2014 yılında bir oğulları olunca Pelin de iş hayatını noktalar.

Çocuğunu büyütürken uluslararası ilişkilerde yüksek lisans yapmayı planlar.. Görünürde her şey yolundadır. Ama perdenin gerisi hiç de öyle değildir. İşine aşık, asistanları ve öğrencileriyle mutlu bir akademisyen olan Hüseyin Can aynı zamanda NLP trainer’dı, yani kişisel gelişim eğitimleri veriyordu. Adaletli, hasta ve öğrenci haklarını savunan bir sistemi savunuyordu. Gecesini gündüzüne katmış, aile hekimliği ile yetinmemiş bir de kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmak için üniversiteye bağlı Yeşilyurt Eğitim Araştırma Hastanesi bünyesinde Palyatif Bakım Servisi açmıştı.

Sayısını bile hatırlayamayacağı kadar kanser hastasının hayatına değer katmıştı. Karşılığını ise aldığı ödüllerle görmüştü. O denli başarılıydı ki yurtdışından Palyatif Bakım Servisi’ni görmeye gelen heyetler bile oluyordu.

HER ALANDA FAALDİ

Hüseyin Can aynı zamanda Ankara merkezli ve İzmir ilinde şubesi olan Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği’nde İzmir Şube Başkanı, merkezi İzmir olan İzmir Onkoloji Grubu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, İzmir Kanser Araştırmaları Derneği üyesi, İzmir Aile Hekimliği Akademisi Derneği üyesiydi. Hastane yönetimindeki çalışmaları nedeniyle de üç yıl önce ödüllendirilmişti. Bakanlığın Sigara Bıraktırma Hattı personellerine eğitim veriyor, yine bakanlığın dumansız hava sahası ve tütünle mücadele çalışmalarına destek oluyor, bir takım görevler üstleniyordu. Bu arada üniversitedeki kimi akademisyenlerin çekememezlikleri başlamıştı bile. Ama o bunların üstünde bile durmuyordu.

10 AY KADRO VERİLMEDİ

Yaklaşık 10 ay önce Doçentlik sınavına girdi Hüseyin Can. Ve 33 yaşında doçent oldu. Ama üniversite bu 10 ay boyunca kendisine doçentlik kadrosu açmadı. Alttan alta 2,5 yıldır yaşadığı mobbinge bir yenisi eklenmişti. Önce dumansız hava sahası çalışmalarından çıkarılmıştı, sonra döner sermayeden. Bir gün kongreden döndüğünde odasının kilidinin değiştirildiğini fark etti ve kendisinden odasını boşaltmasını istediler. Bununla da kalmadı. Daha sonra kendi elleriyle kurduğu Palyatif Bakım Servisi sorumluluğu da elinden alındı. Ve tüm bunların hiçbirinde haklı ya da haksız bir gerekçe gösterilmedi. Bunlar olunca iki kez istifa dilekçesi verdi Hüseyin Can ama hakkını yasal yollarla arayacağını beyan etti. Ve işte tam da mobbing davası açmaya hazırlanıyordu ki 15 Temmuz darbe girişimi oldu. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi de soruşturma kapsamındaydı.

Bir akşam mesai bitiminde hiç beklenmedik bir mail geldi Hüseyin Can’a. Disiplin soruşturması kapsamında 2 ay uzaklaştırma verilmişti. Hüseyin Can, haksızlığa uğradığından, üniversitede kendisinden rahatsız olan bazı akademisyenlerin uğraşları sonucu uzaklaştırıldığını söylüyordu eşine. İki ay sonra görevine döneceğinden emindi. Zaten bazı öğretim görevlileri dönmeye başlamıştı. Ama onun için öyle olmadı. 13 Ağustos sabaha karşı saat 04.10’da kapısı çalındı. Karşısında polisler vardı. Arama ve gözaltı emriyle gelmişlerdi. 07.45’e kadar süren aramada hiçbir şey bulunamadı. Ama Hüseyin Can’ı gözaltına alarak gitti polisler. O sırada 2,5 yaşındaki oğlu uyuyordu. Ailesi ertesi gün eve döneceğinden emindi. Çünkü, iddia edildiği gibi Fethullahçılarla hiçbir bağı olamazdı. Zaten, Alevi ve solcuydu. Ama yine hayal kırıklığı yaşadılar.Can, bırakılmadı. 11 gün boyunca kimseyle görüştürülmedi. 24 Ağustos pazartesi günü adliyeye sevk edildi. O ana kadar dik duran ve meslektaşlarının iftirasına boyun eğmeyeceğini söyleyen Can, eşinin kollarından kopup yanına koşan oğlunu gördüğünde gözyaşlarını tutamadı. Mahkemede aleyhine en ufak bir delil yoktu… Sadece birkaç kişinin ‘’Ben öyle duydum, bence öyle…’’ şeklindeki ihbarları delil kabul edildi ve tutuklandı.

CEZAEVİNDE ZAMANI BELİRSİZ MAHKEME GÜNÜNÜ BEKLİYOR

“Kendi halinde basit bir hayat yaşayan çekirdek ailenin bir iki kişinin ne olduğunu bilmediğim dertleri yüzünden dağılmasını herkes bilsin istedim” diyor Pelin Pınar Can. Ve o da biliyor ki kendileri gibi birçok örnek var artık Türkiye’de. Onun için başta kurduğu cümleyi yineliyor: “Üreten bir insanın nasıl tüketildiğinin kanıtıdır benim eşim…”

 

Ayşe Yıldırım/ Cumhuriyet

Tuncelili Alevi dedesinden birlik çağrısı

Tunceli Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı ve Cemevi dedesi Yurt, ülkenin geçtiği zor süreçte herkesi birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeye çağırdı.

Tunceli Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Başkanıve Cemevi dedesi Ali Ekber Yurt, 15 Temmuz’da Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişiminde bulunarak ülkeyi kaosa sürüklemek istediğini belirterek, “(FETÖ’nün darbe girişimi) Bu tür kalkışmalar, yaşanan olumsuzluklar ülkeyi bölmek isteyen, zarar vermek isteyenler için bulunmaz fırsat olarak görülüyor. Bu tür provokasyonlara Alevisiyle, Sünnisiyle, Türküyle, Kürdüyle gelmemek gerekiyor.” dedi.

Cemevi dedesi Yurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de bugüne kadar yapılan tüm darbelerin ülkeyi her anlamda geriye götürdüğünü, darbecilerin hiçbirinin ülkeyi ileri götürmediğini söyledi.

Yurt, FETÖ’nün darbe girişiminin de demokrasinin gereği olarak halkın seçtiği iktidara, hükumete, sivil meclise karşı yok etme ve bu sivil iradeyi ortadan kaldırmaya yönelik bir teşebbüs olduğuna işaret ederek, “Bu darbe de geçmişte yaşanmış darbeler gibi ülkeye her anlamda çok büyük zarar verecekti. Belki ülkeyi 20, 30, 40 yıl, belki 100 yıl geriye götürecek bir hareketti. Başarılı olmaması, başarıya ulaşmaması sevindiricidir.” diye konuştu.

Darbe girişimi sonrası FETÖ/PDY mensuplarının ülkede Alevi-Sünni çatışması yaratmak için provokasyonlar denediğini belirten Yurt, “Darbeden hemen sonra yine ülkede Alevi-Sünni nüfusun daha çok yoğunlukta yaşadığı Elazığ, Malatya, Çorum, Tokat gibi yerlerde inançlarından dolayı insanları provake ederek bir iç karışıklık çıkarma, belki de darbeye kaldığı yerden devam etme, amaca ulaşmak için bazı provokatif eylemler gerçekleşmiştir.” ifadesini kullandı.

Yurt, darbe girişiminin ardından özellikle Malatya’da Alevi-Sünni provokasyonu yaratılmak istendiğini, güvenlik güçlerinin hızlı bir şekilde müdahale ederek gerginliği sonlandırdığını vurgulayarak, şunları söyledi:

“Bunlar sevindiricidir ve bu toplumu bir arada tutmak için devletin yapması gerekenlerdir. Türkiye hepimizin malumu çok farklı inançların, ırkların, mezheplerin yaşadığı bir ülke. Bu tür kalkışmalar, yaşanan olumsuzluklar ülkeyi bölmek isteyen, zarar vermek isteyenler için bulunmaz fırsat olarak görülüyor. Bu tür provokasyonlara Alevisiyle, Sünnisiyle, Türküyle, Kürdüyle gelmemek gerekiyor.

“Toplumun darbeye tepkisi takdire şayandır, kesinlikle övgüye layıktır”

15 Temmuz gecesi darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine vatandaşların sokağa çıkarak tankları durdurmalarını iyi analiz etmek gerektiğini vurgulayan Yurt, şunları kaydetti:

“Orada şunu çok açıkça görmek gerekir. Demek ki bu toplum demokrasiyi, sivil iradeyi benimsemiştir. Toplum geçmişte yaşanmış darbelerden ders çıkarmıştır. Çünkü geçmişte yaşanılan darbelerde her kesim ciddi anlamda zarar görmüştür ve bu toplum artık bunu da anlamış, görmüştür. Darbe sonrası büyük baskılara, ölümlere sıkıntılara maruz kalmaktansa ne olacaksa şimdi olsun misali, daha gerçekleştirilmeden darbe aşamasında demokrasiye, sivil iradeye sahip çıkma ve askeri darbeyi daha en başta püskürtmeye yönelik güzel, ortak bir dayanışma gösterilmiştir. Toplumun darbeye tepkisi kesinlikle takdire şayandır, kesinlikle övgüye layıktır. İnşallah her zaman bundan sonra da bu tür şeyler olduğunda yine aynı tavırlar konulur, yine aynı tepkiler gösterilir.”

Yurt, Türkiye’de darbeler döneminin kapanması gerektiğine dikkati çekerek, “Bundan sonra temennimiz ve duamızda odur ki Türkiye’de darbeler, askeri cuntalar dönemi kapansın. Asker ya da sivil içerisinde baskıcı, tek güç, tek kudretle yönetilen yönetimdense demokrasiye sahip çıkılsın, herkesin düşüncesine, fikrine önem verilsin, karşılıklı iktidarıyla, muhalefetiyle, ana muhalefetiyle veya hiç Meclis’e girmemiş düşüncelerle bile görüş alış verişi içinde bu ülke ortak yönetilsin.” dileğinde bulundu.

AA

Alevilik nedir kısaca tanımı

Bu yazıda; Alevilik nedir,Alevilik nedir kısaca tanımı,Alevilik nedir kimlere Alevi denir,Alevilik nedir kısaca bilgi,Alevilik nedir nereden gelir,Alevilik nedir ne zaman ortaya çıkmıştır gibi sorulara cevap vereceğim.

Alevilik nedir?

Alevilik,Hz.Ali’ye ve soyu Ehlibeyt’e taraf olmak demektir.Aleviler, Hak Muhammed Ya Ali üçlemesi ile inançlarının temelini ifade ederler.Hz.Ali hem Allah’ın Aslanı hem de Mürşit kapısıdır. Emevi tarihi Hz.Ali’yi siyasi bir kişilik olarak topluma gösterse de hakikatte Hz.Ali Ehlibeyt yolunun Hz.Muhammed ile birlikte inanç önderidir. Aleviliğin en temel inancı Hz. Ali’nin Velilik makamının sahibi olmasıdır.Evliyaların şah-ı, öğretmeni,dört kapı kırk makamının,şar kapısının anahtarı Hz.Ali’dir. Hz.Ali’yi egemen dini inancın anlattığı gibi anlamak Hz.Ali’yi ve Aleviliği kesinlikle bilmemektir.

Alevilik nedir kimlere Alevi denir

Alevi kelimesi Hz.Ali’den yana olanlara verilen bir isimdir. Bu tarafgirlik sadece bir islam büyüğü olarak Hz.Ali’yi sevmek olarak düşünülmemelidir. Gerçekte Muharrem yası matemini Hz.Üseyin için tutan,12 İmamı yol uluları olarak gören,Cem ibadetini yapan,Musahip kardeşliğini yapan kişiler gerçek manada Aleviliği haketmektedir. Hz.Ali’yi sevmek tek başına Alevi olmak için yeterli değildir. Bir sünni can da Hz.Ali’yi gayet tabii sevebilir ama bu onu Alevi yapmaz,yapamaz.

Alevilik nedir kısaca tanımı

Alevilik, Hz.Muhammed ve Hz.Ali ile can bulmuş,Muhammed Ali yolu bu iki yüce canın şekillendirmesiyle o dönemin inananları tarafından yaşanmıştır. Kerbela ve akabinde gelen katliam süreci Aleviliği yok etmek isteyen saltanat düşkünlerinin temel amacı olmuştur. Alevilik, salt inanç ve ibadet ile değil haksızklıklar karşısında verdiği İnsanlık mücadelesi ile de tarihe altın harflarle geçmiştir.

Alevilik nedir kısaca bilgi

Alevilik,batıni bir yoldur.Zahiri sığlığa sahip düşünce yapılarının Aleviliği anlaması bu bakımdan çok zor görünmektedir. “Bilmeyenler bilsin beni,Ben Ali’yim Ali benim”, “Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme”, “Cihan var olmadan önce Ali vardı” gibi Ehlibeyt canlarının sözleri Aleviliğin özünü Hz.Ali’nin oluşturduğunu ve Hz.Ali’nin uluhiyetini açıklamaya yeter de artar bile.Az evvel dediğim gibi zahiri ehlinin buna katılması söz konusu olmasa da hakikat tüm çıplaklığıyla budur. Hz.Muhammed, Allah’ın nuruyla yaratılmış,yeryüzünde O’nun rehberliğini ve sözcülüğünü yapan peygamberimizdir. Hz.Ali ise Âli ismiyle yaşadığı zaman Hz.Muhammed’in hem koruyucusu hem de damadı olarak Ehlibeyt soyunu getiren bir ismi Ali bir ismi Allah olan binbir dondan baş gösteren bir Mürşittir.

 

 

Alevilik Nedir?

Alevilik nedir tanımını yapmadan önce Alevi kime denir onun tanımını yapmamız gerekir.

Alevi; Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye ve onların soyundan gelen yani Ehlibeyt’ten gelen nesle gönülden bağlı, ibadetlerini Ehlibeyt namazı, muharrem yası matemi (muharrem orucu) , Cem, Semah, Musahip kardeşliği, Aşure olarak yapan, Aslı ; insanlık ve doğruluk, Cevheri; yumuşak huylu olan, Hazinesi; bilgi olan , Kemali; marifet sahibi olan, Meyvesi; dostluk ve sevgi olan her dine, millete, mezhebe, her düşünüş ve inanışa, görüşe kıymet veren, “din” ve şeriat adına toplumun kandırıldığı uydurma bilgilerden, hurafelerden sıyrılmış, vahdet-i vücut (varlık birliği) inancına sahip, yetmiş iki millete aynı gözle bakan Alevilik yani insanlık yolunun bir neferidir.

Alevi terimi yukarıda görüldüğü gibi her şeyden önce dinsel ve inançsal bir anlam taşımaktadır. Bir üst isim olarak kullanılan Alevi terimi, içerisinde birçok alt topluluğu barındırmaktadır. Alevi teriminden önce bu topluluk için Kızılbaş, Rafızi, Güruhu Naci ,Torlak, Taifeyi Bektaşiyan gibi isimler kullanılmaktadır.

Alevilik; Hâk Muhammed Ali , Oniki İmam ve EhliBeyt sevgisini temel alan bir inanç ve ibadet yoludur. Çünkü Alevilik inancı insanın yaşamı boyunca, Hak ile bütünleşmesini amaçlayan kıldan ince, kılıçtan keskin bir yolda yürümesini, eline diline ve beline sahip olup, hak yemeden hak yedirmeden, sevgi ,saygı hoşgörü, insanlık yolundan ilerleyerek, insanın kendini bilmesini ve kendini arayıp bulmasını, hakkın yarattığı her canlıya değer vermesini hedef alır.

Alevilik; İslam’la ilgisi olmasına rağmen Alevilik İslam’da Sünni ve Şia anlayışından oldukça farklı özellikler taşımaktadır.

Alevilik; salt Hz.Ali’yi sevmekten ibaret değildir! Aleviliğin kendine has inançları, ibadet ritüelleri sosyal yapıları ve kurumları vardır. Bu inançlara sahip olmayan ve ibadetlerini yerine getirmeyen bir kişi gerçek manada Alevi olamaz. Zahiri sığ düşünceleri ile Aleviliği kendi paradigmalarıyla yorumlayan, Aleviliği kendi dar kalıplarına sokmaya çalışan, farklı inanç potalarında asimilasyona uğratmak isteyen kişi veya kurumların olduğunu biliyoruz. Bu durum öyle vahim bir hal aldı ki artık Alevilerin dışında hatta tam karşısında olup ta Alevi kurumu kuran, Alevi olmadığı ve Alevi gibi yaşamadığı halde bir Alevi kurumunun başına geçirilen insanların amacının asla Alevi toplumuna hizmet etmek olmadığı aşikardır ki söylem ve demeçler bunun en büyük kanıtıdır.

Hak Muhammed Ali yolunun yani Aleviliğin karanlık ve çıkmaz sokaklara sokulduğu, inanç ve ibadetlerin asimilasyona uğradığı ,yolumuzun sahipleri olan Muhammed-Ali’nin isimlerinin inancımızdan yok edilmeye çalışıldığı, Aleviliğin Sünni inançtan ayrılmış tasavvufi bir yorum olarak tanımlandığı , Aleviliğin bir cemaat, tarikat, kültür ve felsefe olarak değerlendirildiği… Ayrıca ahlâki erozyonun yaşandığı, insan hak ve hukukunun sonuna kadar çiğnendiği, toplumda sevgisizliğin ve güvenin yok olduğu, birlik ve beraberliğin zedelendiği bu ahir zamanda yine bir Evliyasını bu sefer Pir Zöhre Ana’yı toplumun önüne rehber olarak göndermiştir.

1982 yılından bu yana Hakkın Velilik makamına erişen ve aralıksız 31 yıldır bu misyonu geceli gündüzlü yerine getiren Pir Zöhre Ana’nın bugün on binlerce seveni ve yoluna yürüyeni vardır. İnsanlar artık O’nun avazında toplanmakta, O’nun yol göstericiliğinde gerçek el değmemiş Aleviliği yaşamaktadır.

Mezhep, dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmayan, Muhammed Ali yolunun sürüldüğü, Cem’lerinin yapıldığı, fakirlere yemeklerin verildiği, cenaze hizmetlerinin yapıldığı, gençlerin ve çocukların sosyal ve toplumsal olarak gelişmelerini sağlamak için faaliyetlerin yapıldığı (tiyatro, folklor, saz kursu vb.), Üniversitelerin “Tıp Fakültesi, Mühendislik, Öğretmenlik vb.” bölümlerinde okuyan gençlerimize bursların verildiği bir hizmet mekanında -ocak- Ehlibeyt Evliyası, Mürşidi olarak Ehlibeyt yolunu sürmektedir.

Allah şehidi İmam Üseyin için dünya’da yası matem tutan tek “inanç, ibadet, sevgi ve insanlık ” yolu olan Hak Muhammed Ali yolu ; Eline, diline, beline hakim olarak yetmiş iki milleti bir görmeye ve adaletin, eşitliğin, doğruluğun, hoşgörünün, birlik ve beraberliğin bir simgesi olarak geçmişteki Evliyaların rehberliğinde 1500 yıldır olduğu gibi bugün de yaşayan tek Alevi Piri Zöhre Ana ile varlığını dünya durdukça sürdürecektir.

Aşk ile…

Fırat Tanış “Gelin Tanış Olalım”

Kibirden kavgaya, servetten korkuya … tüm engeller aşılamasa, menzile varılamasa bile mühim olan yolda olmak. İşte o yolun ışıkları; Yunus Emre’den Aşık Veysel’e, Pir Sultan’dan İbrahim Hakkı’ya, Somuncu Baba’dan Karacaoğlan’a… hep bunu öğütlemişlerdi. Yaşasalardı da aynı şeyi diyeceklerdi Pir Sultan gibi:

“Bir nefesçik söyleyelim,
Dinlemezseniz neyleyelim.
Eksiklik kendi özümüzde,
Darına durmağa geldik”.

Aradığımız sır belki de hiç tahmin edilmedik kadar kolay bir yerde saklıdır.

80 dakikalık sürede Fırat Tanış 11 türkü söylerken, oyunculuğuyla sözü şiiri müziği enfes yorumuyla harmanlıyor ve seyircisine adeta bir terapi vadediyor.”



‘Gelin Tanış Olalım’ oyunuyla izleyici karşısına çıkan aktör Fırat Tanış, “Muhalefetin dili iktidarın diline çok benziyor. Eğer bu muhalefet diliyse ben asla muhalif değilim. Yüzde yüz muhalif değilim. İktidardan yana da değilim” diyor.

Başını eğmeyen, boynunu bükmeyen, çulsuz bir derviş günlerden bir gün Sultan’ın huzuruna çıkıp kızını istemiş. Sultansa, ona boyun eğdirmek istemiş.

Demiş ki, “Söyle bakalım Abdal, Sultan’ın sana kızını vermesinden daha değerli bir şey var mı dünyada?” Abdal da vermiş cevabı, “Var” demiş, “Sultan sana kızını verse de almamak.” Sonra da yürümüş gitmiş… Peki, bugün böyle bir reddediş mümkün mü? Sizin hiç böylesine değerli bir reddedişiniz oldu mu? Peki, kendinizle tanış mısınız?

Semih Çelenk’in hazırladığı ve Alevi deyişlerinin bolca yer aldığı tek kişilik bir türkülü seyirlik olan “Gelin Tanış Olalım” da aktör Fırat Tanış günümüzün bir Abdal’ı olarak sahnede bağlamasıyla (yani telli kitabıyla) hem anlatıyor hem türkü söylüyor. Bu oyun sizi gündemin yoğunluğundan alıp insan olmanın ağırlığına götürüyor.

“Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim / Bu dünya kimseye kalmaz”derken kendimizle tanışalım, iç sesimizi dinleyelim, içimizdeki pencereyi açalım der deyişler. “Beni hor görme gardaşım / Sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz / Sen gümüşsün ben sac mıyım?” diye sorar deyişler. Sözün özü, telli kitapla kimseyi suçlamayan bir dille insanı değerli kılarlar.

Gelelim, Fırat Tanış’a. Oyunun ağırlığını Moda Çay Bahçesi’nde içtiğimiz çaya karıştırarak sohbet ediyoruz. Geçen yılki bir sohbetimizde daha asi ve sivriydi Fırat… Şimdiyse daha az keskin ve dingin-sakin. Oyun metnini öyle bir deşifre etmiş ki sanki metindeki tüm naif sözler ruhuna işlemiş. Sanırım Fırat Tanış da şu sıralar kendisiyle tanış olmanın en aktif dönemini yaşıyor.



– İnsan var bir de insancık mı vardır?
İnsana, insanlar ve insancıklar olarak bakanlar, ayıranlar vardır.
– Oyunda bugünden bir Abdal söyleyeceklerini yanındaki bir gölgeye anlatıyor, bunun sebebi aslında kendine anlatma hali mi?
Evet, kendine anlatma hali de diyebiliriz. Aslında seyirciden başka birine anlatma hali.
– Neden seyirciye anlatmıyorsunuz?
Çünkü biz seyircinin böylesi bir direkt bilgiye ulaşmasından hicap duyarız.
– Biz de zaten çok sıkılmıştık birilerinin bize sürekli ey diye parmak sallamasından.
Aynen. Hiç kimseyi zan altında bırakmak istemedik. Böyle sürekli parmak sallamak nedir yani. “Siz suçlusunuz”, “Bilmiyorsunuz” der gibi…
– Oyunun diğer başrol oyuncusu bağlama, yani telli kitap. Hep dört kutsal kitabı dinliyoruz. Peki telli kitap ne söyler bize?
Alevilerin bir kısmı “telli kuran” der. Biz telli kitabı çalarız işitemeyen kulaklara, hissedemeyen gönüllere deniyor. Burada bir hoşgörü var. Ayrıca müziğe verilen büyük bir önem var.
– Oyunda da vurgulandığı gibi dünya bizim gözümüzle bize baksa ne görür?
Bizi görürdü. Kendini görürdü. Biz ne isek bizi öyle görürdü ya da kendisi ne ise onu görürdü. Buradaki durmak ve bakmak meselesi karşındakini görmek ile ilgili. Empatiye, paylaşıma açık olmakla ilgili bir şey, yani şimdi hiç yapmadığmız bir şey.
– Oyunda bizi hoşgörülü olmaya, engin bir sevgi ve empati dünyasına davet ediyorsunuz. Fazla hoşgörülü olmak bu çağda kaybettirmez mi?
Sadece bu çağda değil herhalde bütün çağlarda bunun kaybettiren bir şey olduğu düşünülmüş ki hep böyle çağrılarda bulunulmuş. Belki insanın daha çok doğa ile iç içe yaşadığı o ilkel zamanlarda bunu söylemek daha zor. Ama doğa ile ilişkisini kopartmaya başladığı zaman, başka bir tüketim yoluna gittiğinde empatiden, paylaşımdan uzak bencil bir dünyaya yaklaşıyor insan.


– Günümüzün bir Abdal’ı bugüne dair daha gerçekçi bir şeyler söyleyecek olursa bu ne olur?
İnsana değer ver. Paylaş, elindekini paylaş. İhtiyacın olanı tüket. Hayvanı sev. Kimseyi incitme. Kimseye hor bakma. Tırnak içinde iyi insan olmanın kriterleri zor değil. Sıkıntı da bu aslında, çok kolay olmasında. İyi bir insan olmanız için kimse sizden nüfus cüzdanı sureti, ikametgâh belgesi istemiyorya hu.





‘Aşk üremek için yapılan bir efekt’

– Kâmil Masaracı’nın karikatürü gibi üçüncü dünya barışı mümkün mü?
Konuşmak gerek, muhabbet gerek. Çözüm kavgada değil, karşılıklı konuşmada.
– Telli kitap aşk da söylüyor. Size göre aşk nedir?
İkili ilişkilerde aldanıştır. Kanmaktır.
– En çok kadınlar “kandırıldık” diyor galiba…
Kanmaktan kastım yalancılık değil. Çok teknik bir şeyden bahsediyorum. Belki de tamamen bizim çoğalmak için hormonlarımızı harekete geçirdiğimiz bir şeydir. Düşünsel bir şeydir. Aşk, üremek amacıyla yapılan bir efekt bir sonuç. Mesela birine âşık olursunuz, aradan yıllar geçer, ya nasıl sevmişim dediğiniz olmaz mı?
– Peki madem aşk bu kadar teknik bir şey, cüretkâr bir sevişme sahnesinde rol alır mısınız?
Bir porno filmde oynamam.

‘Anlam üretmek için yaşamalıyız’
– Oyunun ana cümlelerinden biri de, cennetin de cehennemin de burası olduğu. Peki, dünyada o kadar kötülük varken sonucun cennet ve cehennem diye iki alternatif olması az değil mi?
Bu konuda bir fikrim yok ama kötülük tasarlanması daha zevkli bir şey olsa gerek değil mi? Yanacaksın vb. Sadece İslamiyette değil bütün inançların hepsinde ceza daha zengin fantezilerle tasarlanmış bir şey.
Cennet ve cehennemin bu dünyada olmadığına inananlara da buna inanma şansı ve hakkı veriyor. Bütün hayalimiz böyle bir zihniyet.
– Cennet ve cehennemden hangisine gideceğinizi düşünüyorsunuz? Ya da cehenneme gidince yalnız olmayacağınızı mı düşünüyorsunuz?
Ben insanın dünyada anlam üretmek için yaşadığını düşünüyorum. Olay budur. Kulluk da bu olsa gerek; anlam üretmek. Anlam üretmek için elimden geleni yapıyorum. Bu manada inançlıyım. Burada kalacak olan tek şey bizim bıraktığımız değerler.
Cennet ve cehennem var ise benim yapabileceğim bir şey yok. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Kimseyi kırmamaya çalışıyorum. Çok merak ediyorum ölümden sonrasını.

‘Siyasete değer vermiyorum’
– Siz bir Abdal olsanız bugünkü politikacıları sevebilir misiniz?
Benim gözümde siyasetin zerre kadar değeri yok. Yönetme ve yönetilme ilişkilerinden hemen uzaklaşmakta fayda var. Burada hem iktidardan hem de muhalefetten bahsediyorum.
– İkisini de görünce uzaklaşalım mı?
Lütfen, hem de koşa koşa uzaklaşın. Bugün buna ihtiyacımız var. Kimin kahraman kimin soytarı olduğunu gerçekten bilemeyiz. Her şey çok bulanık.
– Bugün ülkemizde olanabitene dair bildiğiniz bir şey var mı?
Bildiğim bir şey var bütün bu karmaşadan uzak bir hayat sürmek istiyorum. Çünkü siyasete zerre kadar değer vermiyorum. Kimse kimseyi yönetmemeli, kimse de kimse tarafından yönetilmemeli.
– Kendinizi siyasetten nasıl uzak tutuyorsunuz?
Herhalde ben de kendimi uzak tutamıyorum ama mümkün olduğunca daha günlük hadiselerle uğraşmaya çalışıyorum.
– Meclis Başkanı İsmail Kahraman Che için eşkıya-katil dedi…
Siyaset yapabilmek için düşman oluşturmanız lazım. Siyasetin bir parçası odaklanma operasyonu. Bu Che olur, Ahmet olur. Sürekli bir hedef oluşturuyorlar. Biz o hedefe bakarken kim bilir başka neler yapılıyor, bizim bakmadığımız yerde.
– Peki bu şovu izlemek zorunda mıyız?
Ben izlemiyorum, izlemek zorunda da değiliz.
– Nasıl izlemeyelim ki, gazete okuyor, tv’ye bakıyor, interneti tarıyoruz. Okumayın, bakmayın. Ne yapayım?
Onların işaret ettiği yere bakmayın çünkü ne oluyorsa onların işaret ettiği yerde olmuyor! Onlar sağa diyorsa sola bakmalı.
– Bugünkü Türkiye’ye verilecek cevabınız susmak mı?
Sıkıntımız muhalefetin dili. Muhalefetin dili iktidarın diline çok benziyor. Kimse ihtiyaçları yüzünden bir seçim yapan insanları aşağılayamaz. Kömüre ihtiyacı var diye kömürü alan adamı küçük göremezsiniz. Eğer bu muhalefet diliyse ben asla muhalif değilim. Yüzde yüz muhalif değilim. Bu muhalefet dili değil. İktidardan da yana değilim.
– Nesiniz peki?
Herkese göre bir başka kişiyim. Bir başkasına boşluk gibi gelebilir ama o boşluğun ıvır- zıvırdan daha hayırlı olduğunu düşünüyorum.
– Oyunda ‘anlayan insan sevinçlidir’ deniyor. Aslında anlamak insanı dibe çeken bir şey değil midir?
Anlamak aydınlanmaktır. Aydınlandığınızda gülümsersiniz. Anlamak bir ödül mekanizması olabilir, gülümsüyorsunuz.
– Mesela bugünkü Türkiye’ye bakıp bir şeyleri anladığınız zaman hüzün çökmez mi?
Rahat olun buradan canlı çıkamayacağız. Anladın mı? Bak güldün işte…




‘İktidar empatiden yoksun ya herro ya merrocu’

– Bu oyundaki sözler ve Alevi deyişleri son derece insani, naif. Geçen yılki konuşmamızda daha sivri ve asiydiniz. Bu metnin içine sanırım gerçekten girmişsiniz ki bir naiflik yerleşmiş size…
İnsan değişir. Bugünkü siyasi tablonun bende yaratmış olduğu efekt bu olsa gerek. Bu kadar keskinlik doğru bir şey değil ve keskinliğe ihtiyacımız yok. Birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Kimseyi kendimize benzetmeye zorlamamalıyız.
– İktidarın dilini tanımlar mısınız?
Empatiden yoksun. “Ya herro ya merro”cu. Bugün iktidarın da muhalefetin de alternatifi yok. İktidar olmak istemeyen ve iktidar olmak için bir çaba sarfetmeyen bir muhalefetimiz var.

Cumhuriyet